Kaderin cilvesine  bakın ki ülkemizin yaşayan en büyük panayırına en küçük ilçelerinden biri olan Pehlivanköy ev sahipliği yapıyor.

Pehlivanköy, İstanbul’u  Avrupaya ve  Tekirdağ’a bağlayan işlek karayollarına oldukça sapa. Bu yüzden sanayisi gelişmemiş. Yöreye  üzerindeki tarihi Akarca Köprüsü’yle ayrı bir güzellik katan Ergene Nehri ise fabrika atıklarından dolayı burun titreten bir kokuya sahip. Sırf coğrafi şartlarından ve fabrikaların sorumsuzluklarından dolayı oldukça şansız bir ilçe Pehlivanköy.

Ama Pehlivanköy bu şanssızlığını yılın 4 günü pehlivan gibi bir kuvvetle kırıyor. Çünkü ülkemizin yaşayan en büyük panayırı olan  Pavli’ye ev sahipliği yapıyor.

Gece saat 2’de ortalıkta panayırın  p’sinin olmadığı bir zamanda, in cin top oynarken ulaşıyoruz  Pehlivanköy’e. “Pehlivanköy’e Hoşgeldiniz”  tabelasına yaklaşık birkaç  metre uzaklıkta  asfaltın ortasına fırlatılmış boş bir bira kutusundan başka hiç bir şey yok. Güzel bir karşılama oluyor doğrusu. “Hoşbulduk”, diyoruz.

Panayırdaki ilk gezimiz gece üç sıraları birşeyler atıştırmak için panayırı dolanmamızla başlıyor. Dükkanlar kapanmış, esnafların çığırtkanlığı kendini horultulara bırakmış. Kimi esnaf traktör römorklarının içinde kimileri çadırlarda kimileri de kaldırımlara battaniyeleri sermişler korkusuzca uyuyorlar. O kadar rahatlar ki…Ceplerini dolduran  günün hasılatına rağmen o kadar güvendeler ki şaşırıp kalıyorsunuz. En sonunda bir köfteci bulabiliyoruz. Planımız karınlarımızı doyurduktan sonra güzel bir uyku çekmekti ama biz bu güzelliği bir başka  güzellik için terkediyoruz. Güneş doğarken Pehlivanköy’ün tarihi garını pozlamaya karar veriyoruz.İyi de etmişiz. Işık ve gar harikaydı.

1889 yılında Fransızlar tarafından yapılan tren yolu ilçeyi ikiye bölüyor: Tren yolunun yukarısı ilçe yerleşimine ev sahipliği yaparken, tren yolunun aşağısı panayır alanına ev sahipliği yapıyor.Yaklaşık saatte bir geçen trenin sesiyse ilçenin heryerinden duyuluyor.

Kimilerine göre Pehlivanköy adını  Bizans döneminde buraya sürgün edilen Pavlikan topluluğundan alıyor. Kimilerine göreyse kendiside bir pehlivan olan padişah  Abdüllaziz’in sevdiği pehlivanları ödüllendirmek için buradan toprak vermesinden alıyor.Kimilerine  görede Osmanlı döneminde buradaki köprüyü yapan  Pavlu Usta’dan  alıyor.Velhasılkelam Pehlivanköy’ün adının nerden geldiği bir muamma. Kesin bilinen şu; köyün adı nerden gelirse gelsin köy yaklaşık binyıldır var ve köye esas kimliğini kazandıranlarsa  Pomaklar.

Pomaklar Balkanların yerli haklarından .Oldukça dağınık ve göçebe bir yaşam tarzları var.Osmanlı 14. yüzyılda Balkan topraklarını ele geçirmeye başlayınca müslüman oluyorlar. Balkan krallıkları ile  Osmanlı arasındaki mücadelerde yerlisi oldukları Balkan krallıklarına değilde Osmanlıya yardım ettikleri için Pomak deniyor.”Pomak”ın Slavcadaki karşılığıysa şu: Yardımcı, yardım eden. Kime? Düşmana. Osmanlıya.

Yüzyıllardır Bulgaristan civarında yaşayan Pomaklar 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşından sonra imzalanan Berlin Antlaşması gereğince Trakya’ya göç ettiriliyor. Bir kısım Pomak’ta Pehlivanköy’e göç ediyor.Şuan Pehlivanköy’ün nerdeyse hepsi Pomak. Pomaklar köye yerleştikten yaklaşık otuz yıl sonra 1910 yılının sonbaharında bir hayvan ve emtia  panayırı düzenliyorlar. Gel zaman git zaman panayır gelenekselleşiyor.

İlçeye gelen misafirlerin kalabileceği tek yer olan Belediye misafirhanesinin altındaki kahvede tanıştığım 77 yaşındaki Almanya’ya gidip çalışıp emekli olmuş Hasan amca şöyle söylüyor.
“Eskiden bir yıl boyunca çalışılır, biriktirdiğimiz parayı  panayırda yerdik.Yıllık tüm ihtiyacımızı karşılardık nerdeyse. Onun için çok canlıydı panayır şimdi o kadar canlı değil.”

Cansızı buysa eğer canlısını düşünmekte oldukça zorluk çekiyorum.Panayırın üçüncü günü ve  iğne atsan yere düşmeyecek bir kalabalık var.

Panayır tren yoluyla beraber başlıyor.
İlk stand pişmaniyenin nasıl yapıldığını bilmeyenler için bir süprizle dolu. 4 pişmaniye ustası bir şekerlemeyi köşelerinden kavramışlar, şekerlemeyi şeker olduğuna evire çevire pişman ediyorlar.Hemen orda sıcak sıcak ikram ediyorlar.Şuana kadar bu kadar taze ve sıcak bir pişmaniye hiç yememiştim.O kadar hafif ki yiyenleri “pişman”  etmiyor ama yemeyenler “bin pişman”.

Panayır alanını sonlandıran Kanlı Nehir’e doğru gittiğinizdeyse tipik bir çarşı esnafıyla karşılaşıyorsunuz. Üzerleri tentelerle örtülmüş tezgahlarda ne ararsanız var: Parfümler, gömlekler, tişörtler, oyuncaklar, bebek elbiseleri, rengarenk entariler, iç çamaşırları, basmalar, ayakkabılar, anayurdu Çin olan oyuncaklar…

Yol bir noktada sola kıvrılıp çevirmecilerle beraber devam ediyor. Malum çevirmenin en iyisi Trakya’da yenir. Trakya’dada  Pavli Panayırı’nda. Çünkü kuzu çevirmecilerin ustaları bu panayıra geliyorlar. Çevirmeler lokantaların arkalarındaki özel bir bölümde çeviriliyor. Mekanın büyüklüğüne ve eskiliğine göre çevirmelerin sayısıda artıyor. Bir çevirmede 3 kuzu çevirende var 10 dan fazla kuzu çevirende. Çevirmeler gündüz porsiyon üsulu veriliyor akşamları ise yoğunluktan dolayı kilo hesabı. Porsiyonu 20, kilosu 60 lira. Panayırın diğer alanlarında içki yasak, sadece çevirmecilerin olduğu bu bölümde içki veriliyor.

Kuzu çevirmecileri fotoğraflarken kır saçlı bir amca ” gel ” diyor “beni çek”. Yanına gidiyor birkaç poz alıyorum. Sohbete başlıyoruz. Öğreniyorum ki, amca panayırın en eskilerinden Kemal Usta. Çevirmesi çok ünlü ve 43 yıldan beri burada.” Senden eskisi var mı?”  diye soruyorum.” Benden eski bir kişi var ama o tavuk çeviriyor.”  diye karşılık veriyor. Anlıyorum ki bu panayırda kuzu çevirmeyle tavuk çevirme arasında rütbe farkı var. Soruyorum Kemal Ustaya: “Pomak mısın?”. Hemen yüzünü çeviriyor.”Ne yapcan. Lüleburgaz’lıyım. İnsan olunsun yeter ki!” Haklı söze ne denir! Kemal Usta’nın mekanında bir çevirme söylüyorum, yanında da soğuk bir bira. Çok geçmiyor çevirmem geliyor biram da soğuk soğuk eşlik ediyor. Fonda Cengiz Kurdoğlu çalıyor. Kürdan kuzu çevirmeden sonra belkide sudan önce ihtiyaç duyabileceğiniz yegane şey.Burada kürdanlar tabakta falan sunulmuyor.Otomatik  kürdan makinasını ilk kez burada gördüm. Kürdan kutusu plastik bir ev.Çatının kenarına iliştirilmiş düğmeye basıyorsunuz, karşı kenardan kürdan fırlıyor. Bakıyorum sigaram bitmiş. Garsonu çağırıyor en yakın sigara alabileceğim yeri soruyorum “merkezde bulabilirsin ancak ” diyor.”Sigara satan varsa yoldan geçerken gönder ” diyorum “Tamam ” diyor garson. Yaklaşık 2 dakika sonra tombalacı yanıma damlayıveriyor. Tombalacının bir elinde en kalitelisinden 2-3 paket sigara diğer elinden de içinde şans numaraları bulunan kara bir torba var. Bir çekiliş hakkı 2 lira, 3 çekiliş hakkına kampanya var: 5 lira. “Şansını dene abi ” diyor “yok ” diyorum “sana bol şanslar.”

Kemal Usta’nın dükkanının biraz ilerisinde közün üzerinde onlarca nar gibi kızarmış pilincin çevrilmekte olduğu dükkana giriyorum. Sonrasında öğreniyorum ki Kemal Usta’nın benden eski tek bir kişi var, ama o piliç çeviriyor dediği usta bu. Nurettin Usta.

Nurettin Usta . Selanik muhaciri.1924 mübadelesi sırasında göç etmişler.”65 yıldan beri bu panayırdayım” diyor. Yaşını merak ediyorum. “Atatürk öldüğünde ben altı yaşında kızandım.”  diye karşılık veriyor. Nurettin Usta Lüleburgaz’ın Çiftlik köyünde doğmuş. “Çiftlik köyünde sadece Selanikli muhacirler mi var?”  diye sorduğumdaysa, “olurmu” diyor, “İskilipli var, Yörük var, Çitak var, Pomak var.Yani var oğlu var.”

Kuzu çevirmecilerden sonra manavlar geliyor.Kasa kasa şaraplık üzümler, kilosu 3.5, 4 liradan kuru bakliyatlar, kavun tezgahları, etinin kalınlığıyla kendine hayran bıraktıran kırmızı biberler.
Manavların sırasından sonra bakır çanların şıngırdadığı, tırpanların, zincirlerin, orakların, çekiç gibi alet edavatılarn satıldığı tezgahlar geliyor. Tezgahların hemen yanında traktörler, traktörlerin yanında da inanmayacaksınız ama bilmem kaç yüzbin avroluk kamyonlar. Tanesi 1 liraya satılan aletedavatın yanında tanesi 100 000 avro olan kamyonlar satılıyor. “Yuhh” diyorum. Şaşkınlıktan ağzım açık kalıyor. Kamyonların karşısında ise bir köfteci bağrıyor. “Organik köfte. Organik”! Eee bilmem kaç yüzbin avroluk kamyonların olduğu yerde köfteler “normal” olacak değil ya tabiki de organik! olacak.

Sonrasında panayırın en şenlikli alanı olan lunaparka ulaşıyoruz.Lunaparkta ilk dikkatinizi çeken  fırdöndü zincirli salıncakların, çığlık seslerinin yükseldiği gondolun, bir aşağı bir yukarı dönüp duran balerinin, habire birbirine çarpıp duran çarpışan arabaların önünde oluşan kuyruklar oluyor. Sigara paketlerine halka atıp yakalamaya çalışanların hemen yanında sigara paketlerine tüfekle atış yapıp onları düşürmeye çalışanlar var. Pavli’nin lunaparkında eğlence ve şans kolkola. Eğlemeye gelenler eğlence konusunda epey şanslılarken  şansını denmeye gelenler epey şanssızlar. Nihayetinde kasa sadece Las Vegas’ta değil heryerde kazanır.

Lunaparktan çıkışa doğru yöneldiğinizdeyse lokma var bağırtılarının arasına gofret var gofret bağırtıları karışıyor. Hepsinin önünde de sıra sıra kuyruklar.Alabildiğine karmaşa ama alabildiğine ahenk.Bu panayırda herşey rengarenk.

Pomaklar karikatürist Metin Üstündağ’ın  İstanbul’la  kanka olup” İstoş ” demesi gibi Pehlivanköy’e  “Pavli”  diyorlar. Böylece heryıl kurdukları panayırın adını samimiyetle, sevgiyle  yoğruyorlar.

Bu yıl Pehlivanköy Belediyesi ile Aznavur Sanat Evi (Beyoğlu) Pavli Panayırı’nın tanıtılması için panayırın kutlandığı tarih olan 15-18 Eylül arasında ortak bir fotomaraton düzenlediler.Her yarışmacının 5 adet fotoğrafla katılacağı yarışmada ilk 3 fotoğrafa para ödülü ve 1.ye para ödülünün yanında Aznavur Sanat Evi’nde sergileme ödülü verildi.Bu 3 fotoğrafın dışında bir de jüri özel ödülü verildi. Yüzlerce fotoğrafın katıldığı  maratonda 22 fotoğrafta sergileme ödülü aldı.

Aşağıda benimde jüri olarak katıldığım fotomaratonda  ödül alan fotoğraflar yer alıyor.

1.2.3 ve jüri özel ödülü alan fotoğraflar.

                  
1. Semra Dobrucalı                                 2. Berker Dalmış

                  
3. Hayrullah Ayvaz                                Jüri özel ödülü: Hakan Şener

 

Bu yaziya 6 yorum yapilmis.

  • Cok güzel bir yazi tesekkürler.Bende bir Pehlivanköylüyüm ama senelerdir Almanyadayim ve panayirimizi göremiyorum.Bu yaziyi okurken sanki o eski günleri yasadim.Cok tesekkürler.

  • gercekten bayıldım çok güzel bir yazı çıkarmışsınız ben pehlivanköylü olarak yazıyorum tamamen gerçekler yazılmış başarılar

    • Güzel yorumunuz için teşekkürler…

  • […] Not: Panayıra dair fotoğraflar için şu linki tıklayın  : http://www.biristanbulhayali.com/yasayan-en-buyuk-panayir-pavli-panayiri […]

  • Ramazan;

    Güzle bir yazı çıkarmışsın.
    Eline sağlık.

    • …teşekkürler

Yorum yapmak istermisiniz?

Hazırlamış olduğum bilgi yarışması uygulamasını Google Play'den indirin ▼
------------------------------------------------------

——————————————————-

İstanbul’u eğlenerek öğrenin

———————————————————-

———————————————————–

———————————————————–

————————————————————

———————————————————-

———————————————————-

———————————————————

———————————————————

———————————————————

——————————————————–

————————————————————

——————————————————–

———————————————————

———————————————————–

——————————————————-

———————————————————–

E-mail adresinizi yazın

yeni yazılar posta adresinize gönderilsin
(E-posta adresinize gönderilen linki tıklamayı unutmayın)

——————————————————–

————————————————————

YAZI ETİKETLERİ

———————————————————-

———————————————————

—————————————————————-

Bu sitede emeğe saygı esastır

_______________________________________