Ekşi Sözlük’te adıma açılan başlıktaki bir yoruma cevabım

Ekşi Sözlük’te adıma açılan başlıktaki bir yoruma cevabım

Ekşi Sözlük'te adıma açılan başlıkta eski bir öğrencim yorum yazmış. Belki bu bloğu takip ediyordur görür belki de yıllar sonra ...

İstanbul Etiketli Makaleler

  Gülhane Parkı’nı gezenler bilirler. Gotlar Sütunu’nun aşağısında demir parmaklıklar içinde  üç-beş sütun ve üzerinde kabartma haç işaretleri bulunan sütun başlıkları, tuğla kemerler göze çarpar. Yanından geçen çoğu kişinin merakını cezbeden kalıntılardır bunlar. Nerden mi  biliyorum? Kendimden. Çünkü bu fotoğrafları çekerken birkaç kişi yanıma geldi. Ve usulca dillendi. ” Padon rahatsız ediyorum ama…” ” Rica ederim, buyurun” “Burası eskiden neymiş?” Ve başlıyorum anlatmaya tabi. Tutabilene aşk olsun. […]

1 diyorum. Çünkü ben burda çok nargile içicem çokta fotoğraf  çekicem. Dolayısıyla 2.3.4.5.6 ….65.66 ve daha fazlası sıradadır. Anlayacağınız bin bilmem kaça kadar yolu var. 300 yıllık koca bir tarihi taşıyan medresenin avlusu günümüz  Türkiye’sinin belki de en iddalı nargile mekanı. İşte size o mekandan ilk partide 4 fotoğraf. Not: İkinci parti komple dumanlı olacağından birinci parti komple dumansızdır.

Yıllardır önünden geçer dururum her geçtiğimde de içimden şunu geçirmişimdir. “Yahu bu medresenin kapısı niye böyle ve niye iki katlı?” Çünkü medrese  bol revaklı avlusu, dersanesi ve hücreleriyle o dönemin medrese mimarisine birebir uyuyordu. Ama iki katlı yapısı ve ilginç kapısıyla bu uyum yok oluyordu. Geçen hafta Birlik Vakfı’nın Genel Merkezi olarak kullanılan  bu medreseye gittim. Amacım hem Atik Ali Paşa medreseyle ilgili birkaç birşey […]

Sarnıçlar Bizans’ın su depolarıydı. Bizans bu depolardan birini de şuan  Gülhane Parkı olarak kullanılan alana yapmıştı. Bizans bu sarnıcı muhtemelen burada bulunan sarayın su ihtiyacının bir kısmının karşılanması için kullanıyordu. Sarnıcın yapım tarihi kesin olarak belli değil ama 400’lü yıllarda yapıldığı sanılıyor. Bu da yaklaşık sarnıcın 1600 yaşında olduğu anlamına geliyor. Sarnıç, dikdörtgen bir plana sahip ve hiçte küçük sayılmayacak  ölçülerine sahip:18×12 m […]

Poyrazköy’ü en kısa zamanda gezmenizi özellikle tavsiye ederim. Zira köy artık son zamanlarını yaşamaktadır. Çünkü 3. köprü bu hat üzerinden geçecek. Ve aşağıda köy kahvesinden çekilen panoramanın yerinde yeller esecek.     İyisi mi Poyrazköy’e  yapılaşmanın yelleri ulaşmadan siz ulaşın. Poyrazköy’ü tepeden gören köy kahvesine oturup panoramanın seyrine dalın. Geç kalmayın.

Bu mezar turistlerin uğrak yeri olan bir mekanının bahçesinde bulunuyor. Çorlulu Ali’nin  başı  bu mezarda. 1670’de Çorlu da doğar Ali, bir çiftçinin oğlu olarak. Kapıcıbaşı bir süre sonra Ali’yi evlatlık ister. Ailesi çok sevdikleri oğlunu neden evlatlık verir bilinmez . Belki kapıcıbaşını çok sevdiklerinden belki  korkudan titrediklerinden. Belki de oğullarının yükselmesini istediklerinden. Bilinen,  Ali’nin saraya ayak basmış olduğudur. “Devletlü” olur artık  Ali. Ve yükselmesi […]

Gülhane Parkı’nda bu papağanlardan yüzlerce var. Ama buralı değiller, Mülteciler. Çünkü savaş mağduru onlar. Minicik bedenlerinde savaşın ağır yükünü, gürültüsünü taşıyamadıklarından sürüler halinde memleketlerinden göç etmişler. Memleketleri Irak, özellikle de Bağdat ve çevresi. Amerika’nın orada uyguladığı insanlık dışı vahşet, top ve silah sesleri çok rahatsız etmiş bu güzel sesli, yeşil renkli sevimli papağanları. Haliyle de topluca kaçmışlar memleketlerinden. Yaşamak için uygun […]

Bedenine kazınmış “Gothos”  yazısından dolayı Gotlar Sütunu adıyla bilinir. Lakin kesin adı, kimin zamanında, hagi tarihte ve niçin yapıldığı bilinmemektedir. Dolaysıyla, Gülhane Parkı’nda 15 metrelik bir belirsizlik  abidesi gibidir. Gotlar Sütunu Gülhane Parkın’da, merkezinde olduğu küçük bir meydan yaratmış. Meydanın çevresinde banklar var. Banklarda da çoğu zaman aşıklar.

  Kanın gövdeyi götürdüğü savaş alanlarında Kitap okuyabilecek  kadar kitabın, Her akşam sofrayı kurup kadehleri tokuşturabilecek kadar şarabın müptelasıydı. Babası Ahmet demişti. Bilgisinden, görgüsünden dolayı da çevresi, Fazıl. O, 26 yaşında devletin en tepesine gelen gencecik bir sadrazamdı. Fazıl Ahmet Paşa’ydı. Kendi kitaplarıyla, babasından kalan cilt cilt kitapları birleştirmiş, 1661’de adına yakışan bir kütüphane yaptırmıştı. Bağımsız bir yapı olarak tasarladığı  kütüphanesi, […]

Bu fotoğraf  Türkiye’yi geçtim Avrupa’nında en yüksek binası olan Sapphire‘den çekildi. Madrid’in en yüksek binaları Torre de Christal ve Torre Caja kuleleri… İlki 249.5 metre, ikincisiyse  250 metre. Bu kulelerle boy ölçüşebilecek iki kule daha var Avrupa’da. Biri 257 metreyle  Messeturm diğeri de 259 metreyle Commerzbank. Bu kulelerin ikisi de Frankfurt’ta. Sapphire ise 261 metre ve İstanbul’da. Avrupayı bilim ve teknoloji alanında değilde […]

Kısıklı Meydanı’nın solunda bulunan Kısıklı Camii’yi  Abdullah Ağa yaptırmıştı. Abdullah Ağa da, ağaymış hani. Üsküdar’da ki sahip olduğu topraklar  Beylerbeyi’nden İcadiye’ye uzanıyor oradan da Kısıklı sırtlarına ulaşıyormuş. Ve arazilerinin en uç noktasına da kendi adıyla anılan bu camiyi yaptırmış. Camisinin yanına da bir medrese. Ne yazık ki medresesi zamanımıza intikal edemeden ebediyete intikal etmiş. Abdullah Ağa’nın  bu camiden başka Beylerbeyi’nde ve Langa’da da birer camisi daha […]

Kaderin cilvesine  bakın ki ülkemizin yaşayan en büyük panayırına en küçük ilçelerinden biri olan Pehlivanköy ev sahipliği yapıyor. Pehlivanköy, İstanbul’u  Avrupaya ve  Tekirdağ’a bağlayan işlek karayollarına oldukça sapa. Bu yüzden sanayisi gelişmemiş. Yöreye  üzerindeki tarihi Akarca Köprüsü’yle ayrı bir güzellik katan Ergene Nehri ise fabrika atıklarından dolayı burun titreten bir kokuya sahip. Sırf coğrafi şartlarından ve fabrikaların sorumsuzluklarından dolayı oldukça […]

Tarih 1900. Bir grup Avrupalı sinamacı İstanbul’a geldiklerinde  binmişler bir yelkenliye Boğaziçi’ni çekmişler. Muhtemelende İstanbul’un en eski kasetini çektiklerinden haberdar değiller. Çünkü kasetleri bir arşiv taraması sırasında 2011 yılında tesadüfen ortaya çıkmış.     Çektikleri film 3 dakika sürüyor. O 3 dakika içinde de Boğaziçi’nin Osmanlı zamanlarını etkili bir şekilde anlatmayı becerebiliyor. Filmi izlerken Boğaziçi’nin daha bakir, çirkin yapılarla kıyıları işgal […]

  Bu şehrin  kubbesinde tarih boyunca ezan sesi, çan sesi yankılandı. Ve hazanların sinanagoglardan yükselen sesi de bu  yankıya usulca karıştı. İnanç 1700 yıldır gökkuşağıydı bu şehirde. Ve bu gökkuşağının görkemli renkleri ibadethaneler de 7  tepeli şehrin 7 tepesindeydi ilk önce. Ve zamanla da koca şehri sarıp sarmalamıştı. Zaman kutsaldı bu şehirde. Tıpkı  ibadethanelerin kenti sarıp sarmalaması gibi Zaman da kutsallıkla sarmanlanmıştı. Çünkü, Cuma Müslümanların […]

Kubbe gibi değil de, papatya gibi çıktı. Ne demek lazım şimdi. Ayasofya papatyası mı?

Alttaki  camiyi İstanbul’un fethine katılmış bir asker olan, Yavaşça Şahin Mehmet Ali Paşa yaptırmış. Asker dediysem öyle normal asker değil. Kaptan-ı Derya yani Deniz Kuvvetleri Komutanı. Yavaşça Şahin Mehmet Ali Paşa’nın camisi, geçen 500 küsur yıl içinde o kadar onarımdan geçmiş ki mimari açıdan pek bir ilginçliği kalmamış. Yalnız, caminin avlusunda bulunan mezarlığı bir bahar mevsimi gerçekten görülmeye değerdir. Öyle ki mezarlık , gülllerle  gülümsüyor sanki. ADRES: […]

İstanbul’un tüm kültürel mirası içinde belkide en fazla ihmal edileni, hanlardır. Oysa tarihi dokuyu en iyi hissedebileceğiniz yerlerde hanlardır. Çünkü restore edilmemişlerdir. Derme çatmadırlar. İşte böyle hanlardan bir handır, Kızılhan. İhmal edilmiştir. Eskidir. Boyası badanası yoktur.Sıvaları dökülmüştür. Görünüşünden yüzyıllar önce yapıldığını anlarsınız. Ama ne zaman yapıldığını net olarak anlayamazsınız. Çünkü girişindeki kitabesi kaybolmuştur. Ama mimari özelliklerine bakarak 1500’lü yılların başında yapıldığını tahmin edebilirsiniz. Kızılhan çok küçük bir handır. Küçük kare bir avlunun […]

Altı üstü bir boğa heykeli dersiniz. Ve yanından geçer gidersiniz. Ya da uzun uzun bir arkadaşınızı beklersiniz. Muhtemelen geçmişini de hiç merak  etmemişinizdir. Çünkü tarihi eser gibi durmadığından tarihsel kimliği yokmuş gibi gelmiştir. Oysa, hiçte öyle değildir. İstanbul?un en yaşlı heykellerindendir. Tam 147 yaşındadır. Fransa?da yapılmıştır. İstanbul’a gelişiyse, Lenin2in, Rusya’da Komünist devrimi ilan ettiği yıla denk gelir. Hikayesi başka bir yazımın […]

  Eminönü demek… Gündüzleri iğne atsan yere düşmeyecek kalabalık, geceleri ise sessiz, kimsesiz, karanlık ve tehlikeli sokaklar demek. Çünkü Eminönü demek… 1500 yıldır kesintiz devam eden  ticaret ve o ticaretin yapıldığı hanlar, pasajlar demek. Ve Eminönü demek… İşte, hepsi tarih kokan bu hanları gün boyu dolaşmak ve bu hanların en gösterişli dört tanesini aynı fotoğraf karesine, fotoğraf makinasının ezilmesi pahasına sığdırmak demek. Yani Eminönü […]

– Evlat? Biz daha yaşlanmadık? demişti demesine ama, yarım asırlık ömründen sonra yaşadığı yıllar bile birçok kişinin ömründen fazlaydı artık. Hatta doğduğu günden şimdiye kadar geçen yıllar bir asra yaklaşmıştı. Atatürk?ü çat pat anımsıyordu, İsmet Paşa dendiğinde gözleri çakmak çakmak olurdu… Sevdiceği ise terk etmişti onu. Ortada ne bir suç ne bir suçlu vardı? Aklına karısı düştüğünde ?mukadderat? diyebilirdi yalnızca. […]

Fotoğrafı çeken şöyle bir ad koymuş. “Terkediyorum Bu Şehri.” Acaba diyesim geliyor. Acaba! Sakın bir gezintiye çıkıyor olmasın. Aşağıda ki videoda, İstanbul bir martının gözüyle tanıtılmış. Martı İstanbul’u turluyor. Gün batarken de turu son buluyor. Videoyu olabildiğince yüksek sesle dinleminizi özellikle öneririm. Çünkü, ezan sesleri çan seslerine karışıyor. Not:Tam görüntü için fotoğrafın üzerini tıklayın. Fotoğraf  Clentuls’a aittir.

Bu otomobil, 1959 yılı Playboy güzeli için yapılmış. Çok ama “çok özel” bir tasarım. Haliyle seksi tavşan amblemli. Haliyle pembe mi pembe. Haliyle “iki kişilik”. Haliyle  “üstü açık”. Peki nerde bu seksi otomobil? Pardon, klasik. Çengelköy’de. Sabri Artam Vakfı Otomobil Müzesi’nde. Dünyanın bir ucundan, taa Japonya’dan özel ziyaretçi çeken bir müze Sabri Artam Vakfı Otomobil Müzesi. Koleksiyonunda yüzden fazla klasik otomobil bulunduran, ama […]

Beylerbeyi, boğazı selamlayan 200 küsür yıllık camisi, sarayı, tarihi yalıları, restorantları ve ahşap evleriyle boğazın incilerinden. Bizans döneminde burası bahçeleriyle ünlü küçük bir kasabadır. Bu küçük kasabanın bir de  kilisesi vardır. Kilise, kasabası kadar küçük müdür  bilinmez, ama kilisenin haçının çok büyük olduğu kesindir. Çünkü, kilisenin tepesindeki  bu kocaman haç kasabaya adını verir. İstavroz denir kasabaya yani haç. İstavroz kasabasına, 1580’li yıllarda Rumeli Beylerbeyi olan […]

Galata Sarayı. Birbirinden uzak bu iki sözcük, ilkönce yanyana gelivermiş sonrasında   I’sı düşüvermiş ve  olmuş paşalar gibi  Galatasaray. Kelimenin serüveni 1490’lı yıllar da padişah 2. Bayezid’la başlar. 2 .Bayezid, Galata sırtlarında  Topkapı Sarayı’na bağlı bir  mektep yaptırır. Mektebin adı Galata  Saray-ı  Hümayun Mektebi’dir. Mektebe fiziği düzgün, yetenekli ve zeki olan öğrenciler bizzat padişahın huzurunda yapılan bir seçimle alınırlar. Seçilmiş 40-50 kişiden bahsetmiyoruz. Üç koğuşu vardır mektebin. Ve koğuşların […]

Sayfalar:«123456789»

———————————————————–

————————————————————

———————————————————-

———————————————————-

———————————————————

———————————————————

———————————————————

——————————————————–

————————————————————

——————————————————–

———————————————————

———————————————————–

——————————————————-

———————————————————–

E-mail adresinizi yazın

yeni yazılar posta adresinize gönderilsin
(E-posta adresinize gönderilen linki tıklamayı unutmayın)

——————————————————–

————————————————————

YAZI ETİKETLERİ

———————————————————-

———————————————————–

Yazıların ve fotoğrafların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

————————————————————–

Bu sitede emeğe saygı esastır