Ekşi Sözlük’te adıma açılan başlıktaki bir yoruma cevabım

Ekşi Sözlük’te adıma açılan başlıktaki bir yoruma cevabım

Ekşi Sözlük'te adıma açılan başlıkta eski bir öğrencim yorum yazmış. Belki bu bloğu takip ediyordur görür belki de yıllar sonra ...

Osman Ender Kalender, zamanında Türkiye’nin en çok okunan e-dergisinde editörlük yapmış, kimi dergilerde de tarih üzerine yazıları çıkmış bir editör. Yaklaşık 1 aydan beri de, yayımladığım yazıların bir kopyasını Osman Ender Kalender?e  gönderiyorum. Yazıları, bir de kendisi gözden geçiriyor, eleştirileri ve önerilerini yazıyor, bir de alternatif metin hazırlıyor. Ben de  yayımladığım yazıyı, bu eleştirileri ve önerileri gözönünde bulundurarak alternatif metini […]

Yazan ozan, bir kadındı. Kralına, biricik aşkına, Şusin?ine yazmıştı. Şöyle bitiyordu şiiri: ” …  Tanrı Ellil?in kalbini memnun eden Şusin?im. Lütfet bana okşayışlarını…” Sizi bilmem ama bence, Kral Şusin kesinlikle lütfetmiştir okşayışlarını. Hatta bir değil binlerce kez lütfetmiş olma ihtimali oldukça yüksek. Neyse konumuza dönelim. Yani, yaklaşık 5000 yaşında olan dünyanın ilk aşk şiirine. Şiir, günümüz ölçülerinde bile oldukça erotik. Mesela, kadın şiirinin bir kısmında […]

Arkeoloji Müzesi. Müzeciliğimizin Batı standartlarındaki  ilk göz ağrısı. Müze, klasik mimari akımına göre yapılmış, bu yüzdende girişi antik Yunan tapınaklarını andırıyor. Müze, 13 Haziran 1891’de açılmış. Kurucusu, Türk müzeciliğinin ve arkeolojisinin  kurucusu döneminde ki resim sanatının en önemli temsilcisi olan Osman Hamdi Bey. Osman Hamdi Bey, Arkeoloji Müzesi’ni tek bina olarak yaptırmış. Ama kısa zamanda müze için toplanan arkeolojik kalıntılar binaya sığmamaya başlamış. Bunun […]

Yaşım 32. Şimdiye  kadar hiç bir anahtarlığa 24 lira vermedim. Bu hariç. Ortada gücü ve kudreti temsil eden bir aslan başı, kenarlarda kötülükle savaşı sembolize eden iki ejder. Kem gözlerden sakıyan, düşman güçlerden koruyan ilahi bir tılsım. Şamanın tılsımı. Nerde ise oraya güç veren, koruyup gözeten, düşmana korku salan, sahibine cesaret veren bir tılsım. Aslanbaşlı ve ejder motifli bu eser bir cami kapısının, kapı tokmağı olarak […]

Bu otomobil, 1959 yılı Playboy güzeli için yapılmış. Çok ama “çok özel” bir tasarım. Haliyle seksi tavşan amblemli. Haliyle pembe mi pembe. Haliyle “iki kişilik”. Haliyle  “üstü açık”. Peki nerde bu seksi otomobil? Pardon, klasik. Çengelköy’de. Sabri Artam Vakfı Otomobil Müzesi’nde. Dünyanın bir ucundan, taa Japonya’dan özel ziyaretçi çeken bir müze Sabri Artam Vakfı Otomobil Müzesi. Koleksiyonunda yüzden fazla klasik otomobil bulunduran, ama […]

Beylerbeyi, boğazı selamlayan 200 küsür yıllık camisi, sarayı, tarihi yalıları, restorantları ve ahşap evleriyle boğazın incilerinden. Bizans döneminde burası bahçeleriyle ünlü küçük bir kasabadır. Bu küçük kasabanın bir de  kilisesi vardır. Kilise, kasabası kadar küçük müdür  bilinmez, ama kilisenin haçının çok büyük olduğu kesindir. Çünkü, kilisenin tepesindeki  bu kocaman haç kasabaya adını verir. İstavroz denir kasabaya yani haç. İstavroz kasabasına, 1580’li yıllarda Rumeli Beylerbeyi olan […]

Pargalı İbrahim Paşa’nın yalınayak dolaşan bir balıkçının oğulluğundan Osmanlı’da zirveye çıkan hayat hikayesini  bu linkte anlatmıştım. Hikaye 1536’da  cellatların ellerinde son buluyordu. Ve Makbul İbrahim, Maktül İbrahim oluyordu. 1520 yılında At Meydanı’nı sadece dikilitaşlar süslemiyordu. Ön cephesi 140 metre olan bir sarayda görkemiyle süslüyordu. 2. Bayezid döneminde(1481-1512) taştan yapılmış bir saraydı bu. 4 avlusu vardı. Avluyu çevreleyende onlarca odası. Büyüklüğüyle Topkapı Sarayı’yla yarışan bu sarayı, Sultan Süleyman 1520’de […]

Kente gitmek için 1o gününüz var. Bir kentin içinde o “kente gitmek” için epi topu 10 gününüz kaldı yani. İstanbul’un 100 den fazla ismi var. Biride eis ten polin. İstanbul’un adının da ordan geldiği düşünülüyor. Eis ten polin zamanla Eistenpol, o da İstanbul olmuş olmalı diyorlar. Eis ten polin’in anlamıysa şu: Kente gitmek. Bir grup sanatçı, kendi duyarlılıklarını, anılarını İstanbul’la harmanlamışlar ve ortaya İstanbul’u anlatan harika tablolar […]

Taşınan cenaze Pargalı İbrahim Paşa’ya ait. Minyatürü, Nakkaş Osman çizmiş. Mart 1536 da. Yunanistan’ın Parga kasabasında, yalınayak dolaşan bir balıkçının oğlu olarak doğar Pargalı. Fakirin önde gidenindendir  yani. Küçük yaşlarda Maltalı korsanlar kaçırınca Pargalıyı, Pargalı için hayat değişir artık. Çünkü

Asurlu tüccarlar Anadolu’ya  ticaret yapmak için geldiklerinde, alacak-vereceklerini, mal teslimat bilgilerini kil tabletlere yazıyorlardı. Yazı nedir bilmeyen Anadolu insanı ise bakıyordu sadece, tüccarların ne yaptıklarını anlamaya çalışıyordu. Yazıyla ilk böyle tanıştı Anadolu insanı. Ve gel zaman git zaman, yazıyı öğrendi Anadolu insanı. Asurlu tüccarların ticaret yapmak için gittikleri yer Kayseri’ydi ve tarih 4000 yıl önceydi. Şimdi ise İstanbul’dalar. İstanbul’lulara hayat hikayelerini kil tabletlerle bir sergide özetlemeye geldiler. Mesela günümüzden […]

Kadıköy’ün merkezinde bulunan, buluşma noktası olmakla ünlü Haldun Taner Sahnesi, 1925-1927 yılları arasında Fransa’dan borç alınarak yapılır. Anlaşılan yetmez yeni kurulan Cumhuriyet’in parası. Yapıldığında da tiyatro sahnesi olarak değil, meyve ve sebzelerin depolanıp satıldığı hal binası olarak yapılır. Yapılan bu hal binası İstanbul’un ilk modern hal binasıdır aynı zamanda. Ama yapıldıktan sonra ki 10 yıl boyunca pazarcılar  hal binasına kiracı olmak istemeyince, bina boş kalır. 1937 […]

Bu çeşme, üç çeşmeden oluşan tek bir çeşme olduğu için üçüz diye anılmış. Adını da aşağısında  bulunduğu 

Bizans, muhtemelen 500’lü yıllar da binlerce taş bloku  üstüste koyarak yapmış bu sütunu. Bir nevi örerek. Sütunun adı, bu yüzden Örme Sütun. 900’lü yıllarda da koca sütunun koca gövdesi zamana yenik düşmüş. Harabeye dönmüş. Bunun üzerine  dönemin İmparatoru  7. Konstantinos sütunu onartmış. Ve her bir taşın üzerine altın kaplamalı tunçtan bir plaka çaktırmış. Plakanın üzerine de babasının  zaferlerle dolu savaşlarını kabartmış. Öyle ki 32 metrelik sütun güneşin alnında parıl parıl parıldıyormuş. […]

Padişah geçit törenlerini bu küçük köşkten izlermiş. Bu yüzden de  adı Alay Köşkü. Çünkü Osmanlı, geçit törenlerine alay diyor. Fatih’ten itibaren Abdülmecit’e kadar  padişahlar geçit törenlerini hep buradan izlemiş. Tarih olarak ta  1460’lardan 1856’ya kadar yaklaşık 400 yıl. Fatih döneminde yapılan ahşap, şuan ki yapı ise mermer. Ermeni mimar Balyan 1819’da  2.Mahmut’un emriyle yapmış. Alay Köşkü İstanbul’un en eski caddelerinden […]

Nasıl derler yoksa ana yüreğimi. Bu çeşme, Zeynep Kamil’den Kadıköy’e doğru giderken sağda bulunuyor. Hemen önünde ki otobüs durağının adı da Kapıağası. Çeşmeyi bir ana yüreği yaptırır. Sultan 3 .Selim’in annesi Mihrişah Valide Sultan. Mihrişah Valide Sultan’ın 1769 yılının Ramazan ayının 2. gününde bir kızı dünyaya gelir. Fatma koyarlar adını. Lakin Fatma Sultan pek yaşamaz. Hayata o küçük gözlerini yumduğunda

Boğazın  harikulâde güzelliği  hep köşklere,yalılara nasip  olacak değil ya. Hububat  ambarlarına da nasip olabilir. Tıpkı Üsküdar kıyılarında ki bu ambarlar gibi. 3.Selim yaptırmış bu ambarları. Birini 1798’de birini de  1802’de. Başka yer bulamamış mı diye sorarsanız pek bir fikrim yok ama bu ambarlarla yetinilmediğini, yanına bir de  değirmenin yapıldığını biliyorum. 24 taşlı ve de oldukça  büyük bir değirmendir  bu değirmen. Şu an oldukça […]

Bir İstiklal Caddesi keyfi. Kendi alanında da kesinlikle rakipsiz. Alanı da şu: “İstiklal de yürürken, fındıkları çatırdata çatırdata yenmek”. İstiklal Caddesi üzerinde sadece birkaç yerde satılır. Başka hiçbir yerde de satılmaz. Sırf bu yüzden  Beyoğlu ile özdeşleşmiştir zaten. Zengin türdeşleri gibi ambalajı yoktur Zambo’nun. Fakir bir aliminyum kağıda sarılarak verilir. Nerdeyse herşeyin güzel bir ambalaj olduğu günümüz dünyasında, 60 yıl öncesinden gelen sadeliğin Beyoğlu’ndaki bir çığlığı gibidir […]

Bu memleketin ahalisi, “sıbyan mektebi” dendiğinde pek bir şey anlamaz da “mahalle mektebi” dendiğinde hemen anlar. “Hani” der, “Atatürk’ün daha 5-6 yaşlarındayken annesinin ısrarıyla bir müddet gitmek zorunda kaldığı okul, bu okul değil mi?” Aynen   öyle. Şu sıralar bir sıbyan mektebini yazmayı düşünmüyordum ama dürttü şeytan yazayım dedim. Çünkü bu sıbyan mektebinin adı çok güzel: “Zevki Kadın” Zevki Kadın, 1754-57 arasında […]

Eğer sizde Yemek mekanı, Gezinin ruhuyla uyumlu olmalı diyenlerdenseniz, Tam da gezinin gelip geçiciliğini vurgulayan bir mekan. Çünkü burada, Tabaklar kağıttan Çatallar ve kaşıklar plastikten. Oturaklı değil yani gayetiyle ayaküstü. Adı da güzel. İstanbuli.

Beton ve demirden oluşan bu heykel, şimdiler de  pek birşeye benzemiyor ama bir zamanlar balyoz sallayan güçlü bir işçi heykeliymiş. Ve bu ülkede hiçte az olmayan vandallar demişler ki “bu heykel elinde çekiç tutuyor, bu heykel komünisttir.” İlk önce parmaklarını kırmışlar, sonra da balyozunun sapını. Vandallar bunu yeterli bulmamışlar…Ziftle de yüzünü boyamışlar. Şimdi kafası yok, kolları yok, ayağının biri yok. Ama vandalların unuttukları birşey var. Betondan bir heykele zarar verebilirsiniz, kafasını,kolunu,ayağını […]

Gizli ya da açık padişaha ve Osmanlı bürokratlarına  borç veren, Yahudi kökenli ünlü bir Galata bankeri, Avram Kamondo. 1873’te öldüğünde cenazesi Paris’ten İstanbul’a getirilir ve Hasköy’de ki Yahudi mezarlığında kendi adına yapılan anıt mezara defnedilir. Ölümünde tüm esnaf kepenk kapatmıştır Galata’da. Borsa tatil edilmiştir. Not: Avram Kamondo’nun  mezarı  Mecidiyeköy’den Haliç Köprüsü’ne doğru giderken E-5  kenarında, Hasköy  mevkinde bulunmaktadır.

Şıklık ve zerafetin  göğe doğru 6 kat  uzandığı bir apartman Mısır Apartmanı. Adı doğuyla ilgili ama görüntüsünün doğuyla hiç ilgisi yok. Çünkü, Art Nouveau denilen sanat anlayışıyla yapılmış. Yani buram buram batı. Oysa içinde yaşananlar  hep doğu. Anlayacağınız içi ayrı dışı ayrı bir apartman Mısır Apartmanı. Hikayesine gelince. Mısır Prensi  Abbas Halim Paşa dönemin ünlü Ermeni mimarı Hovsep Aznavuryan‘dan kışlık bir konak yapmasını ister. Yer olarak da İstanbul’un gözde […]

Nimet Hanım’ın kocası İsmail Efendi, piyango bileti bayisidir. Ama batırır epey gelir getiren gişesini. Bunun üzerine de Nimet Hanım der ki, kocasına: “İsmail, bu kadar parayı nasıl batırdın, bak ben bu işi yapayımda gör” Nimet Hanım bunları kocasına söylediğinde  yıl 1930’dur,

İşgale uğrayan her halk gibi mazlumdu Anadolu halkı. İşgalciler mağrur ve gururlu bir şekilde İstanbul’u sokak sokak arşınlayabilir, meclisi basabilir tıpkı Şubat 1920’de çekilen aşağıdaki fotoğrafta olduğu gibi İstiklal Caddesi’nden de geçebilirlerdi. Bu devran böyle dönmezdi elbet. İsyan ve itiraz her dilde söyleyecekti. Pretosto da yapılacaktı, telgraf da çekilecekti, Sultanahmet Mitingi’nde olduğu gibi sokağa çıkıp onbinler olup bağırılacaktı da. Ve savaşılacaktı da. Herşey yapılacaktı da, bu büyük pretosto mimari […]

Sayfalar:«1...1617181920212223»

———————————————————–

————————————————————

———————————————————-

———————————————————-

———————————————————

———————————————————

———————————————————

——————————————————–

————————————————————

——————————————————–

———————————————————

———————————————————–

——————————————————-

———————————————————–

E-mail adresinizi yazın

yeni yazılar posta adresinize gönderilsin
(E-posta adresinize gönderilen linki tıklamayı unutmayın)

——————————————————–

————————————————————

YAZI ETİKETLERİ

———————————————————-

———————————————————–

Yazıların ve fotoğrafların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

————————————————————–

Bu sitede emeğe saygı esastır