Ekşi Sözlük’te adıma açılan başlıktaki bir yoruma cevabım

Ekşi Sözlük’te adıma açılan başlıktaki bir yoruma cevabım

Ekşi Sözlük'te adıma açılan başlıkta eski bir öğrencim yorum yazmış. Belki bu bloğu takip ediyordur görür belki de yıllar sonra ...

Tarih 1900. Bir grup Avrupalı sinamacı İstanbul’a geldiklerinde  binmişler bir yelkenliye Boğaziçi’ni çekmişler. Muhtemelende İstanbul’un en eski kasetini çektiklerinden haberdar değiller. Çünkü kasetleri bir arşiv taraması sırasında 2011 yılında tesadüfen ortaya çıkmış.     Çektikleri film 3 dakika sürüyor. O 3 dakika içinde de Boğaziçi’nin Osmanlı zamanlarını etkili bir şekilde anlatmayı becerebiliyor. Filmi izlerken Boğaziçi’nin daha bakir, çirkin yapılarla kıyıları işgal […]

Onlarca penceresinden süzülen ışıkla inci gibi parlayan, onbinlerce çinisiyle göz kamaştıran inancın kolyesi: Rüstem Paşa Camii’nin kubbesi. Hala gitmediyseniz,  kesinlikle gitmelisiniz. Kubbenin alnında bağdaş kurup, kubbeyi kesinlikle izlemelisiniz. Çünkü orada ışık, okyanus mavilerinin ve mercan kırmızılarının içinden süzülür.  

Topkapı Sarayı’nın bahçesi olan Gülhane Parkı, adını burada yetiştirilen güllerden alır. Gül,  Anadolu’da çok eski zamanlardan beri yetiştirildiğinden çiçeklerin kraliçesi bilinir. Dolayısıyla bilir Anadolu halkı gül nasıl yetiştirilir, nasıl ıslah edilir, tadı nasıl çıkar ve yarin eline nasıl verilir. Gülün, Topkapı Sarayı’nın hasbahçesine ilk gelişi Osmanlı padişahı Fatih dönemine rastlar. Tarih 1460 -1470’li  yıllardır. Sonrasında o kocaman bahçe Anadolu’nun dört bir […]

  Bu şehrin  kubbesinde tarih boyunca ezan sesi, çan sesi yankılandı. Ve hazanların sinanagoglardan yükselen sesi de bu  yankıya usulca karıştı. İnanç 1700 yıldır gökkuşağıydı bu şehirde. Ve bu gökkuşağının görkemli renkleri ibadethaneler de 7  tepeli şehrin 7 tepesindeydi ilk önce. Ve zamanla da koca şehri sarıp sarmalamıştı. Zaman kutsaldı bu şehirde. Tıpkı  ibadethanelerin kenti sarıp sarmalaması gibi Zaman da kutsallıkla sarmanlanmıştı. Çünkü, Cuma Müslümanların […]

O kadar güzelmiş ki tanrıçaları kıskandırırmış. En başta da tanrıça Athena kıskanırmış. O kadar güzelmiş ki tanrıları peşinden koştururmuş. En başta da denizler tanrısı Poseidon hayranmış ona. Ve bir gün Poseidon, sahip olmuş ona. Üstelik zorla. Çığlık çığlığa. Hem de tanrıça Athena’nın tapınağında. Haliyle Athena çok sinirlenmiş bu duruma. Ceza olarak Medusa’yı öyle çirkinleştirmek istemiş ki; onu gören taş kesilsin. Kimse bir […]

Şimdilerde çocukların eğitimlerine destek olan minik bir çocuk kütüphanesi. Yapıldığında da çocukların eğitimi için yapılmış. İlk okumayı, elifbayı öğrenmeleri için. Yaptıran Kanuni ve  Hürrem’in kızı Mihrimah Sultan. Yapan da Mimar Sinan. 1548 de Mihrimah Külliyesi’nin bir parçası olarak, ilk büyük eserlerinden biri olan Mihrimah Cami’nin hemen ardına yapmış. Üsküdar’dan Sultantepe’ye çıkan yokuşun dibinde, tüm ustalığını konuşturmuş  Sinan. Öncelikle, dik yokuşun mimaride ki olumsuz etkisini azaltmak […]

Kubbe gibi değil de, papatya gibi çıktı. Ne demek lazım şimdi. Ayasofya papatyası mı?

  İnsanın karakol demeye dili varmıyor. Ama bir karakol. Küçük kurşuni kubbesiyle de oldukça şirin. Ve tek kişilik. Osmanlı, “nokta”  diyormuş  böyle karakollara. Harbiden de nokta gibi, oldukça ufak tefek birşey. Ve, nokta cümlenin sonuna nasıl kondurulursa o da şehrin sonuna öyle kondurulmuş. İstanbul?da iki tane kalmış bu karakollardan. Onun için korunması gerekir. Ama, bir şantiyenin içinde. Paslanmak üzere. Not: Tek kişilik karakol, […]

Silahtar Yahya Efendi yaptırmış bu çeşmeyi. Yıl 1788’miş. Tam 169 yıl sonra. “Hoop birader, buradan yol geçecek ” deyip parçalara ayırmışlar çeşmeyi. Rutubetli bir depoya atmışlar. Sanki utanılacak bir şeymiş gibi yıllarca saklamışlar. Tam 37 yıllık bir hapis hayatından sonra Çeşmeyi depodan çıkarmışlar. Bir puzzlenin parçaları gibi birbirine yamamışlar. Ve Kabataş Seddi duvarına cahil bir tokat gibi yapıştırmışlar. Çünkü, parçalar […]

Bu merdivenlerden hiç çıkamamış Ahmet Ratib Paşa. Yaptırmasına yaptırmışta, hiç çıkamamış işte. Bu durumun oldukça trajik olduğunu düşünenler var. Trajediyle de yetinmeyip, Bir hüzün hikayesi olarak anlatanlar var. Bense tam tersini düşünüyorum. Trajedi değil adalet olduğunu iddaa ediyorum. Anlatıyorum. Karar sizin. Ahmet Ratib Paşa, 2.Abdülhamit  istibdatının has adamlarındandır. 1892-1908 yılları arasında Kesintisiz 16 yıl Hicaz Valiliği ve kumandanlığı yapmıştır. Paşa, Küçük […]

Hayat damarları kesilmiş. Tıpkı adına yaptırılan kişinin Hayat damarlarının kesilmesi gibi. Çünkü bu çeşmeyi 2. Mahmut’un kızlarağası olan Hafız İsa Ağa, Kendisi gibi bir kızlarağası olan Ve cellatların elinde hayat damarları kesilen Gazanfer Ağa?nın ruhunu şad etmek için yaptırmış. Gazanfer Ağa 1603’te idam edilmişti. Çeşme ise 1822’de yapıldı. Anlaşılan Hafız İsa Ağa, aradan 219 yıl geçmesine rağmen Gazanfer Ağa’yı unutmamış. […]

Adile Sultan’ın Fındıklı’da bir sarayı var, Sarayının adı şuan  “Mimar Sinan Üniversitesi” Adile Sultan’ın Kandilli’de de bir sarayı var. O sarayının adı da şuan “Kandilli Kız Lisesi” Ve Adile Sultan’ın Üsküdar’da da bir sarayı var. O sarayın adı da  şuan “Validebağ  Öğretmenevi” Bir tesadüf mü yoksa vasiyet mi? Aslında ikisi de değil. Adına “devamlılık”  denen tarihin görünmeyen eli sadece. Çünkü, […]

Bu camiyi Defterdar Tahir Efendi yaptırmış. Üsküdar Belediyesi’nin “Yüzyıllar Boyunca Üsküdar” adlı kitapta, Tahir Efendi için şöyle yazıyor. “Hesap işlerinden anlar, iş bilir bir zat idi.” Eee adam defterdar, hesap kitap  işlerinden anlamasın mı? O anlamayacakta kim anlayacak? Laf mı bu şimdi. Neyse… Defterdar Tahir Efendi, 2. Mahmut döneminde Şıkk-ı Evvel Defterdarlığı yapmış. Yani defterdarlığın Rumeli sorumlusu. 1 yıl sonra […]

Zeyrek Yokuşu’ndaki bu türbe  küçük bir mezarlığın içindedir. Mekanın güzelliğinden olacak türbenin yanında şirin bir çayocağı vardır. Ve 3-5 masa. Adından da anlaşılacağı üzerine Mehmed Emin Tokadi 1664’te Tokat’ta doğar. İlk tahsilini de burada yapar. Tahsilini devam ettirmek için İstanbul’a geldiğinde 25 yaşında bir delikanlıdır artık ve tarih 1689’dur. Osmanlıda padişah 4. Mehmet tahttadır o zamanlar. Ünlü Köprülü sülalesi sadrazamlık  makamında olup devleti yönetmektedir. Medrese […]

Ayasofya’ya girdiğinizde sizi etkileyecek onlarca şey vardır ama ikisi derinden  etkiler. Biri, sonsuzluk hissi veren haliyle sonlu olan sizleri yarattığı hisle ezen kubbesidir; diğeri de, Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin yazdığı 7.5 metreyi bulan boyuyla bu sonsuzluğa yakışan devasa hat  levhalardır. Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin yazdığı  levhalardaki harflerin  35 santimetre kalınlığında olduğunu  biliyor muydunuz? Peki, Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin usta bir hattat […]

Alttaki  camiyi İstanbul’un fethine katılmış bir asker olan, Yavaşça Şahin Mehmet Ali Paşa yaptırmış. Asker dediysem öyle normal asker değil. Kaptan-ı Derya yani Deniz Kuvvetleri Komutanı. Yavaşça Şahin Mehmet Ali Paşa’nın camisi, geçen 500 küsur yıl içinde o kadar onarımdan geçmiş ki mimari açıdan pek bir ilginçliği kalmamış. Yalnız, caminin avlusunda bulunan mezarlığı bir bahar mevsimi gerçekten görülmeye değerdir. Öyle ki mezarlık , gülllerle  gülümsüyor sanki. ADRES: […]

Bu merdivenler, caddesiyle sokağıyla bol bol para kokan meskun bir mahali, Bankalar Caddesi  ile Banker Sokağı’nı  birbirine bağlanıyor. Haliyle yaptıran da oldukça paralı biri. Osmanlı’dan gayrimenkul sahibi olma iznini başarabilen ilk yabancıya, Yahudi bir bankere, Avram Kamondo’ya ait. Avram Kamondo’nun bu merdivenleri, bankasının bulunduğu Banker Sokağı’ndan Bankalar Caddesi’ne  rahat ulaşabilmek için yaptırdığı söyleniyor. Lakin, bu bir rivayet. Gerçek olansa  şu: “Kamondo Merdivenleri, bugün Karaköy’ün simgesi. Hatta İstanbul’un simgelerinden.” […]

Bu kubbe Beyazıt Camii’nin kubbesinden daha büyük. Ama başka bir caminin  kubbesi değil bu kubbe… Bu kubbe, Zevk-ü sefanın son raddesine kadar yaşandığı bir mekanın kubbesi… Bu kubbe, daha kafelerin, eğlence merkezlerinin  olmadığı zamanlarda kadınların bir numaralı sosyalleşme mekanı olan ve anaların oğullarına gelinlik kız beğendiği bir mekanın kubbesi… Bu kubbe, İstanbul’un en büyük  hamamlarından birinin, İstanbul’un en eski tarihli Osmanlı eserlerinden birinin Tahtakele Hamamı’nın kubbesi. Tahtakale […]

İstanbul’un tüm kültürel mirası içinde belkide en fazla ihmal edileni, hanlardır. Oysa tarihi dokuyu en iyi hissedebileceğiniz yerlerde hanlardır. Çünkü restore edilmemişlerdir. Derme çatmadırlar. İşte böyle hanlardan bir handır, Kızılhan. İhmal edilmiştir. Eskidir. Boyası badanası yoktur.Sıvaları dökülmüştür. Görünüşünden yüzyıllar önce yapıldığını anlarsınız. Ama ne zaman yapıldığını net olarak anlayamazsınız. Çünkü girişindeki kitabesi kaybolmuştur. Ama mimari özelliklerine bakarak 1500’lü yılların başında yapıldığını tahmin edebilirsiniz. Kızılhan çok küçük bir handır. Küçük kare bir avlunun […]

Altı üstü bir boğa heykeli dersiniz. Ve yanından geçer gidersiniz. Ya da uzun uzun bir arkadaşınızı beklersiniz. Muhtemelen geçmişini de hiç merak  etmemişinizdir. Çünkü tarihi eser gibi durmadığından tarihsel kimliği yokmuş gibi gelmiştir. Oysa, hiçte öyle değildir. İstanbul?un en yaşlı heykellerindendir. Tam 147 yaşındadır. Fransa?da yapılmıştır. İstanbul’a gelişiyse, Lenin2in, Rusya’da Komünist devrimi ilan ettiği yıla denk gelir. Hikayesi başka bir yazımın […]

  Eminönü demek… Gündüzleri iğne atsan yere düşmeyecek kalabalık, geceleri ise sessiz, kimsesiz, karanlık ve tehlikeli sokaklar demek. Çünkü Eminönü demek… 1500 yıldır kesintiz devam eden  ticaret ve o ticaretin yapıldığı hanlar, pasajlar demek. Ve Eminönü demek… İşte, hepsi tarih kokan bu hanları gün boyu dolaşmak ve bu hanların en gösterişli dört tanesini aynı fotoğraf karesine, fotoğraf makinasının ezilmesi pahasına sığdırmak demek. Yani Eminönü […]

– Evlat? Biz daha yaşlanmadık? demişti demesine ama, yarım asırlık ömründen sonra yaşadığı yıllar bile birçok kişinin ömründen fazlaydı artık. Hatta doğduğu günden şimdiye kadar geçen yıllar bir asra yaklaşmıştı. Atatürk?ü çat pat anımsıyordu, İsmet Paşa dendiğinde gözleri çakmak çakmak olurdu… Sevdiceği ise terk etmişti onu. Ortada ne bir suç ne bir suçlu vardı? Aklına karısı düştüğünde ?mukadderat? diyebilirdi yalnızca. […]

Fotoğrafı çeken şöyle bir ad koymuş. “Terkediyorum Bu Şehri.” Acaba diyesim geliyor. Acaba! Sakın bir gezintiye çıkıyor olmasın. Aşağıda ki videoda, İstanbul bir martının gözüyle tanıtılmış. Martı İstanbul’u turluyor. Gün batarken de turu son buluyor. Videoyu olabildiğince yüksek sesle dinleminizi özellikle öneririm. Çünkü, ezan sesleri çan seslerine karışıyor. Not:Tam görüntü için fotoğrafın üzerini tıklayın. Fotoğraf  Clentuls’a aittir.

  İstanbul haritasını 180 derece ters çevirip baktığınızda bugün Sarayburnu olarak bilinen bölgenin bir kartal gagasını andırdığını görürsünüz. Bizans İmparatorluğu?nun arması “kartal” olduğu için Sarayburnu,  stratejik öneminin yanı sıra manevi bir önem de taşımaktadır. 4.Murat, Evliya Çelebi, havai fişek, İstanbul Boğazı, Lagari Hasan, Sarayburnu,  Bizans saray bahçelerinin burada olması, Sarayburnu?nun “Bahçeler Burnu” olarak anılmasına neden olur. Sarayburnu, İstanbul fethedildikten sonra […]

Sayfalar:«1...1617181920212223»

———————————————————–

————————————————————

———————————————————-

———————————————————-

———————————————————

———————————————————

———————————————————

——————————————————–

————————————————————

——————————————————–

———————————————————

———————————————————–

——————————————————-

———————————————————–

E-mail adresinizi yazın

yeni yazılar posta adresinize gönderilsin
(E-posta adresinize gönderilen linki tıklamayı unutmayın)

——————————————————–

————————————————————

YAZI ETİKETLERİ

———————————————————-

———————————————————–

Yazıların ve fotoğrafların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

————————————————————–

Bu sitede emeğe saygı esastır