Ekşi Sözlük’te adıma açılan başlıktaki bir yoruma cevabım

Ekşi Sözlük’te adıma açılan başlıktaki bir yoruma cevabım

Ekşi Sözlük'te adıma açılan başlıkta eski bir öğrencim yorum yazmış. Belki bu bloğu takip ediyordur görür belki de yıllar sonra ...

Barın ortasındaki bu kubbe, bir hamamın kubbesi. 1580’lerde yapılmıştır ve İstanbul’un en eski hamamlarından sayılır. Yapan da Mimar Sinan’ın öğrencilerinden olan Mimar Davut Ağa’dır. 1951 yılına kadar hamam olarak kullanılmış. 1970’lerde oldukça kötü bir şekilde restore edilmiş. Restorasyonu hangi kafayla yaptınız diye sorsak yeridir. Çünkü, hamama dair sadece bir kubbe bırakmışlar. Altını mağaza üstünü bar yapmışlar. Barın üzerine de iki kat çıkmışlar. Ortada hamam falan bırakmamışlar. […]

Sokollu Mehmet Paşa’nın  yıl 1505’te Bosna’nın yoksul bir köyünde başlayıp  Osmanlı Devleti’nde  zirveye  uzanan bir hayat hikayesi vardır. Bu  hikaye yıl 1579’da  bir meczubun hançerinin ucunda trajik bir biçimde sonlanır. Paşa, ölümün ne zaman geleceğinin belirsizliğinden olacak  türbesini ölmeden yaklaşık 10 yıl önce yaptırdı. Yapanda Mimar Sinan’dı.

Bir pazar sabahı Üsküdar’dan Eyüpe doğru sırf  kahvaltı yapmak için yola çıktığımda çektim bu fotoğrafı. Ve bir ad koydum fotoğrafıma: ” Arma-i Osmani Şahane”

Altı üstü bir kesim yeri. Hayvanların kesildiği, buzhanede saklandığı bir bina. Dolayısıyla özensiz bir şekilde yapılsa, anlarsınız. Zaten bir mezbaha der geçiştirirsiniz. Ama kazın ayağı hiçte öyle değil.

Bazen olmayacak olan olur,  koca  kent  ayrıntıların içine giriverir. Ve saklanır orada. Ta ki, kaşifi bulana dek. Yukarıdaki çocuk, günlük hayatın olanca keşmekeşi içinde, bir oraya bir  buraya savrularak çevresinde ki güzelliği görmeyen insanları izleyen bir heykelciktir. O, gözden kaçıp gidendir. Kimsesiz bir hayat sürendir. Ama o, herkesi gören herkesi izleyendir. Balkondan sarkan yalnız bir çocuk heykelciktir o. Bu heykelcik Karaköy’de. Bir zamanların finansın merkezi olan, Bankalar Caddesi’nde. Bankalar […]

Yukarıdaki kitabenin ortasındaki dairede padişah 2. Mahmut’un tuğrası olması gerekiyordu. Ama yok. Kazınmış. Yukarıdaki kitabenin ortasındaki dairede yine aynı padişahın  tuğrası olması gerekiyordu. Aynı zamanda yazının da  bir kısmının olması gerekiyordu. Ama yine yok. Kazınmış. Osmanlı tuğra ve kitabelerini kazıyan yasa Tarih 1927. Yeni kurulan cumhuriyette meclisten bir yasa geçer. Bu yasa Osmanlıya ait binaların üzerindeki tuğra ve kitabelerin kazınmasına dairdir. Yasa, kısaca binaların üzerindeki Osmanlıyı  kazıyın der, […]

  Adı her ne kadar ürkütücü olsa da güzel bir hikayesi var aslında. Bu kilise şu an hala ibadete açık olan tek Bizans kilisesi. Yaklaşık 800 yaşında. Ve 800 yıldır kesintisiz Ortodoks Hristiyanlar  Tanrıya yakarıyor burada. Kanlı Kilise adına yaraşır bir şekilde kızıla  boyanmış. Ve öğle vakti almış güneşi ardına

  Bir takvim düşünün. Bu takvimde bütün diğer takvimler gibi  365 yapraklı olsun. Ama  her yaprakta diğer takvimler gibi ıvır zıvır bilgiler değil de ülkenizi sevmek için bir neden saklı olsun. Ve siz her yaprağı çekip kopardığınızda keşfedin tüm bu nedenleri. Hemen değil ama Gün gün. Yaprak yaprak.

  Camilerin  duvarlarına konuşlanan sayısı yüzü bulan kuş saraylarını bir bir fotoğrafladığım için biliyorum, en hareketlisi bu saray. Her daim sarayın pencerelerinden bir kuş havalanıyor. Ve çoğunun adını bile bilmiyorum. Bu kuşsarayı 4 kubbeli, 4 kemerli, 2 katlı, 12 kapılı. İçine girmek mümkün olmadığından kaç tuvaletinin, kaç banyosunun ve kaç salonunun olduğunu bilmiyorum. Lakin bu bildiğimiz cinsten bir saray. Çünkü siz 2 […]

Bu çeşme burada değilmiş. Başka yerdeymiş ama kader onu buraya getirmiş. Yaptıranda meslektaşım yani öğretmen. Ama meslektaşımla aramda dağlar kadar fark var. Ve ben bu durumdan dolayı kendim adına çok üzgün olduğumu söyleyebilirim. Neden mi?

Galata Kulesi’nin hemen önündeki bu kule genelde kiliseye bağlı bir çan kulesi olarak bilinir. Ama çan kulesi değildir. Bir hastanenin kulesidir. Tarihin tozlu sayfalarında çoktan yerini almış olan İngiliz Hastanesi’nin kulesidir. 1904 yılında İngilizler, İngiliz gemicileri için Galata Kulesi’nin hemen önündeki alana ( Kuledibi)  bir hastane yaptırırlar. Hastane 6 katlıdır ve çatısında bir kule bulunmaktadır. Amaç bu kuleden İstanbul’a gelip giden İngiliz gemilerini gözetlemektir. 1918’de İstanbul’u işgal […]

Müslümanların en fazla  ziyaret ettiği kilise hangisidir konulu bir anket yapılsa, muhtemelen şampiyonluk kupasını İstanbul’un bu en heybetli kilisesi  kaldırırdı. Sent Antuan Kilisesi İstanbul’un en büyük kilisesi. Cemaati en geniş kilisesi. Bu özelliklere sahip olduğundan olacak, Papa 6. Paul 1967’de Türkiye’ye  geldiğinde ayinini burada okur. Okunan bu ayin çok özel bir ayindir aynı zamanda. Çünkü Türk topraklarında bir Papa tarafından okunan ilk ayindir. Papa sadece […]

İsimlerle arası pek de iyi olmayan bir tarihimiz var. Bu yüzden isimlerle çokça oynamışız. Binlerce yıllık tarihi olan köy, kasaba, şehir isimlerini saçma bir milliyetçilik uğruna bir çırpıda değiştirmişiz. Köksüz, saçma sapan isimleri koymayı iş edinmişiz. Yukarıdaki Sultanahmet Meydanı?nın bir ucunu boydan boya kaplayan yapı, 1884 yılında  Ticaret Mektebi olarak yapılmış 2. Abdülhamit döneminde yapıldığı içinde adı Hamidiye Ticaret Mektebi’dir. 1909’da  2. Abdülhamit tahtan indirilince, okulun […]

Bu camide kalem işi süslemeler  her yerde. Tavanda. Kemerlerde. Payelerde. Duvarlarda. Pencerelerde. Gözünüzün görebildiği her yerde. Bu süslemeler kararında kullanılsa cami  alabildiğine güzelleşir. Ama bu haliyle alabildiğine

Dede. Türk entellektüel hayatının köşe taşlarından. Belki de köşe başlarından. Çünkü, Millet, hürriyet, vatanseverlik kavramlarını Türk fikir hayatına o yerleştirdi. Bu fikirleri uğruna gazeteler çıkardı. Ve çıkardığı gazeteler defalarca kapatıldı. Sürgüne gönderildi yılmadı. Uslanmaz bir muhalifti o. 48 yaşında öldüğündeyse  “hürriyet şairi”  olarak nam saldı.

    Beyazıt Meydanı, Bizans döneminde de meydandı Osmanlı döneminde de. Bizans döneminde adı Tauri Meydanı’ydı yani Boğa Meydanı. Meydan burada bulunan boğa heykelinden adını alıyordu. Çoklukla ilk hristiyanlar bu boğanın içinde can vermişlerdi. Roma, söz konusu işkence olunca anlaşılan yaratıcılıkta sınır tanımıyor. Şöyle ki  efendim.

Şu geçmişini yere göğe sığdıramayan muhafazakar tiplere deyin ki ; Geçmişinle biraz övünsene: Emin olun mangalda kül bırakmazlar. Mesela, birazcık bugunü tartışın hemen geçmişe gönderme yaparlar. Bir başlarlar ecdadlarından ve onların yaptıklarından, susturabilene aşk olsun. Hele, bir de geçmişi farklı bir dille anlatmaya çalışan  bir roman  yazılsın yahut bir film çevrilsin. Dillerinden kurtulabilene aşk olsun. Bu kıymeti kendinden menkul zatlara  birkaç […]

Aşağıda sunduğum fotoğraflar, Süleymaniye Camii’ye aittir. Bu fotoğrafları her yerde bulamazsınız. Hatta sadece bu sitede bulabilirsiniz. Dolayısyla, dikkatle incelemeniz ve beğenmeniz dileğiyle. Birincisi, Süleymaniye’nin çok ama çok şık bir kolyeden daha şık olduğuna  dairdir. İkincisi; Süleymaniye’nin heybetin içinde saklanan bir zerafet olduğuna dairdir. Üçüncüsü ise yorumsuz efendim. Bol bol hayal kurmanız dileğiyle.

  Hiç düşündünüz  mü? Saatin  olmadığı zamanlarda Dakikası hergün değişen namaz vakitleri nasıl hesaplanırdı? Ramazan imsakiyeleri nasıl hazırlanırdı? Belki oturup hiç düşünmediniz. Belki aklınızın ucundan bile geçmedi. Ama

Bu pazar hava, yaprakları dökülmüş, cami avlusunda çırılçıplak kalmış bir çınarı çekmek için birebirdi. Hüzünlüydü  alabildiğine kasvetliydi. Bu çınar İstanbul’un anıt ağaçlarından. Avlusunda bulunduğu camiyle yaşıt, yaklaşık 200 yıl yaşında. Ne diyelim, su gibi ömrü olsun. Tam görüntü için fotoğrafın üzerine tıklayın.

Kuş evi değilde kuş sarayı diyorum. Çünkü Osmanlı ev gibi değilde saray gibi yapmış. Şöyle ki; 2 katlı. Her bir katında onar penceresi var. Üst kat pencerelerdeki  motifler ile alt kat pencerelerdeki  motifler aynı değil. Bu motiflerdeki  ince işleme özellikle dikkat çekiyor. İşleyen zanaatkar her bir detayı ince ince düşünmüş.

Sebiller, Osmanlının yol kenarlarında merhameti imlediği yerlerdi. Çünkü Osmanlı insanı buradan dağıtılan  sularla serinlerdi. Kandil ve bayram gibi mübarek günlerde ise  bal ve şekerden yapılmış  şerbetlerle ağzını şenlendirirdi. Bu sebil Yemen ve Tunus fatihi Koca Sinan Paşa’ya ait. Koca Sinan Paşa fatihliği dışında  küçük işlerle uğraşmayı da kendini iş edinmiş bir paşa. Bu yüzden tarihi karakter olarak Koca Sinan Paşa’yı […]

  Bu gezi, öğrencilerin paket tur programına dahil edilip  paketlenerek , kimi tarihi mekanlara servis edilmesinden  farklı bir gezi. Herşeyden önce tur programı olağandan oldukça farklı. Gezimiz dündü (29 Aralık 2011). İlkönce şans yanımızdaydı desek abartı yapmış olmayız. Yaklaşık 10 gündür  hava epey kasvetliydi İstanbul’da. Bugün hariç. İlk durağımız Ayvansaray’dı. Bu durakta İstanbul surlarının üçlü savunma hattından oluşan  yapısından, burçlardan,  sur […]

  Bu biletin önyüzünde benim şans numaram var. Ardında bir kadının mücadelesi var. Nimet Abla’nın mücadelesi. Nimet Hanım’ın kocası İsmail Efendi  piyango bileti bayisidir. Ama batırır epey gelir getiren gişesini. Bunun üzerine de Nimet Hanım der ki  kocasına: “İsmail, bu kadar parayı nasıl batırdın, bak ben bu işi yapayımda gör”

———————————————————–

————————————————————

———————————————————-

———————————————————-

———————————————————

———————————————————

———————————————————

——————————————————–

————————————————————

——————————————————–

———————————————————

———————————————————–

——————————————————-

———————————————————–

E-mail adresinizi yazın

yeni yazılar posta adresinize gönderilsin
(E-posta adresinize gönderilen linki tıklamayı unutmayın)

——————————————————–

————————————————————

YAZI ETİKETLERİ

———————————————————-

———————————————————–

Yazıların ve fotoğrafların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

————————————————————–

Bu sitede emeğe saygı esastır