Hayal edin. Akşam vakitleri. Boğazın ortasında vapurdasınız. Dört çevrenize bakıyorsunuz. Parıldayan ışıklar içinde camiler, saraylar, kışlalar, kuleler göreceksiniz. İşte o gördüklerinizin yarısını onlar yaptı. Onlar Ermeni mimarlar. Balyanlar.

İstanbul’un sülietine damgasını bir Mimar Sinan vurdu bir de ailecek onlar.

Balyanlar herhangi bir devlet kurumuna bağlı değildiler. Direkt padişaha bağlıydılar. Padişahın  isteği olan Avrupai yaşam tarzını simgeleyen büyük, gösterişli, bol heykelli ve havuzlu saraylar, modern mimari çizgilerle işlenmiş camiler, kışlalar, kuleler, konaklar  yaptılar.

Avrupa’da öğrenim görüp  modern mimari yaptılar ama  taklitçi olmadılar . Avrupa’dakinin birebir kopyasını inşa etmediler. Eklektik bir tarzda Osmanlı’nın birikimiyle Avrupa’nın modern mimarisini sentezlediler. Çünkü onlar Osmanlıydılar.

Bu topraklarda büyümüşler, bu kültürle yetişmişlerdi.  Ne Boğaziçi gibi lüks sayfiye mekanlarında ne de Beyoğlu gibi Avrupai yaşantının merkezinde konakladılar. Üsküdar’ın mütavazi semti Bağlarbaşı’nı karargah  eylemişlerdi.

Osmanlının mimari faaliyetlerini yapan Hassa Mimarlar Ocağı  sadece İstanbul’u değil 3 kıtanın büyük bir bölümünü camiler, külliyeler, çeşmeler, hanlar ve hamamlarla donatmıştı. Hassa Mimarlar Ocağı Mimar Sinan zamanında altın çağını yaşamıştı. Osmanlının gerilemesine paralel olarakta zamanla geriledi. Öyle ki 1800’lü yıllara gelindiğinde Osmanlı sarayının istediği  mimariyi yapamaz oldu ve 1831’de lağvedildi ve onun yerine Ebniye-i Hassa Müdüriyeti kuruldu. Bu müdüriyette bilgili mimar eksikliği yüzünden projeleri uygulamada sıkıntı yaşayınca devreye bir mimar ailesi olan Ermeni kökenli Balyanlar girdi.

Balyan ailesi Kayseri’nin Deverenk Köyü’nden. Ne zaman İstanbul’a yerleştikleri bilinmiyor. Ama aileye adını veren Bali Kalfa 1803’te İstanbul’da vefat ediyor ve Üsküdar’da bulunan Bağlarbaşı Mezarlığı’na gömülüyor. Görmek isterseniz eğer  mezartaşı hala oradadır.

Bali Kalfa bir mimar değil bir inşaat onarımcısı  kalfa adını alması bu yüzden zaten. Bali Kalfa’nın, Krikor, Senekerim ve Bedros adlı 3 oğlu oluyor. Bunlardan Krikor ve Senekerim İstanbul mimarisi açısından özellikle önemli.  Çünkü bu ikisi Hassa mimarlarıdır. Yukarıda da bahsettiğim gibi sarayın, padişahın mimarları.

Krikor, babası Bali Kalfa’ya atfen Balyan soyadını kullanan ilk aile mensubu.  1764’de doğan Krikor Baylan ilk mimarlık eğitimini geleneksel bir tarzda ailesinden aldı ve oldukça genç denebilecek bir yaşta -30’lu yaşlarında- padişah 3. Selim zamanında Hassa Mimarlığı görevine atandı. Yıldızı da kısa zamanda parladı.

3. Selim’in orduda başlattığı yenileme hareketlerinde Krikor Balyan’da önemli görevler üstlendi. Çünkü modern ordunun mekanları olan modern kışlaları o inşa etti. Rami Kışlası, Davut Paşa Kışlası,   Tophane Arabacılar Kışlası ve aynı zamanda gezi parkı yapılmak için yıktırılan Taksim Topçular Kışlası’nı o yaptı. Bunların yanında Üsküdar’da bulunan ve Boğaziçi sülietinin baştaçlarından olan Selimiye Kışlası’nı da o yaptı.

Kirkor Balyan Selimiye Kışlası’nın yapımına 1800 yılında başladı. Zamanla çeşitli olaylar sonucu tahrip olan kışlayı farklı zamanlarda yine Kirkor Balyan onardı. Kışlanın Boğaziçi’ne bakan cephesi tam 267 metre uzunluğunda. Karaya bakan taraf ise 200 metre uzunluğunda. 3 katlı olarak inşa edilen bu kışlanın dört bir yanını 7’şer katlı olan 4  kule süsler. Bu kışla Osmanlıdaki modernleşme çabalarının simgelerindendir. Çünkü ordudaki modernleşme çabalarının eseri olan Nizam-ı Cedid Ordusu’nun kışlası olarak ahşaptan yapılmıştı. Nizam-ı Cedid ordusunu beğenmeyen Yeniçeriler bir ayaklanma sonucu kaldırınca, kışlayı da yaktılar. Sonrasında orduyu kuran 3. Selim’ide öldürdüler. Şuan ki gördüğünüz yapı 2. Mahmut döneminde yeniden yapılan kışladır.

Yine Tophanede bulunan incecik minareleriyle dikkat çeken Nusretiye Camisi’ni de o yapar. Bu cami tek kelimeyle oldukça güzel. Zevkli bir mimarinin ürünüdür.


 

İstanbul’un her yerinden görünen zaten her yerden görünsün ve her yeri görsün diye yapılan Beyazıt Kulesi’ni Kirkor Balyanı’n kardeşi Senekerim Balyan yapar.  85 metre yüksekliğindeki bu kule yangın kulesi olarak yapılır. Yangın kulesi olarak böyle anıtsal bir kulenin yapılmış olması gayet normal. Çünkü yangın, İstanbul’un en korkulu rüyalarından biriydi. Gecenin bir vakti ” Yangın varrr! ” çığlığı duymak, kabusa uyanan bir deprem kabilinden bir şeydi. Evler ahşaptan yapıldığı için küçücük bir kıvılcım çıktımı ve o kıvılcım bir de sert esen Poyraz’la birleştimi biranda yayılıyor birkaç semti birkaç saatte kül ediyordu. Dolayısıyla yangının erken farkına varılıp müdahalesi edilmesi önemliydi.


Boğaziçi’nin bir diğer kışlası olan ve  kuleleriyle her daim masal dünyasından fırlamış gibi duran günümüzde askeri lise olarak kullanılan Kuleli Kışlası’nı ise Krikor Balyan’ın oğlu olan Garabet Balyan yapar.  Kuleli Kışlası da tıpkı Selimiye Kışlası gibi dikdörtgen planlı ve ortası avlulu. İki köşesinde beşer katlı iki kule bulunuyor. Adını da buradan alıyor zaten.

Garabet Balyan,  Balyan ailesine damgasını vuran adam . Çünkü kendisi mimarlığı babasının yanında geleneksel yöntemlerle evde öğrenmişti. Ama Garabet Balyan, çocuklarına ilk eğitimlerini  evde verdikten  sonra  Avrupa’nın mimarlık konusundaki yetkin üniversitelerine gönderdi. Böylece Balyan ailesinin mimari birikimini geleneksel deneyimlerle sınırlamayıp yeteneği ve geleneği, çağla bütünleştirtti.

Onu bu derece meşhur hale getiren ise yaptığı Kuleli Kışlası değil, Dolmabahçe Sarayı.

Dolmabahçe Sarayı, Osmanlı ihtişamının ebedileşmiş halidir. İçinde dünyanın en büyük taht odasını barındıran bu saray Boğaz’ın mavisi ile ağaçların yeşili arasında beyaz mermerden bir kiriş gibi yükselir.

250.000 metrekare üzerine kurulu olan sarayın 304 odası vardır. Dünyanın en büyük taht odasını içinde barındıran Muayede Salonu’nda ise İngiltere Kraliçesi Victoria’nın armağanı olan ve dünyada en büyük olduğu söylenen 4,5 tonluk avize bulunur.

Bu sarayı görmemek büyük kayıp. Bunu sadece İstanbullular için değil 7 milyar insan için söylüyorum.

Osmanlı, Topkapı Sarayı’ndan Dolmabahçe Sarayı’na geçerken basit bir saray değişikliği yapmadı. Kentin 2500 yıllık kaderini değiştirdi. Çünkü gerek Bizantion gerekse Roma ve  Bizans dönemlerinde  İstanbul’un kalbi şu an Eminönü ve Sultanahmet’i de içine alan Fatih’ti. Dolayısıyla  kent esas olarak bu bölgede gelişmişti. Ama saray Dolmabahçe’ye taşınınca kentin kalbi de  Beşiktaş’a taşındı ve kent  Gümüşsuyu, Nişantaşı hattına doğru gelişmeye başladı.


 

Dolmabahçe Sarayı’nın önünü süsleyen 27 metre yüksekliği olan ve 4 katlı  Dolmabahçe Saat Kulesi’yse hayat hikayesi son derece acıklı olan bir Balyan’a ait.

1826 doğumlu olan Nigoğos Balyan, Garabet Balyan’ın oğlu. 16 yaşında Avrupa’ya gözlem yapması ve eğitim alması için gönderilen Nigoğos hastalıkları nüksedince eğitimini tamamlayamadan 1845’te İstanbul’a dönmek zorunda kalır. Nigoğos’un tüm hayatı hastalıklarla geçiyor ki 32 yaşında da ölüyor zaten. Ama bu kısacık hayatına görkemli eserler sığdırmasını bilmiş. Mesela yukarıdaki  saat kulesinin  ve aşağıdaki Dolmabahçe Cami’nin mimarı o’dur.

Aynı zamanda Boğaziçi Köprüsü’ne dair fotoğrafların vazgeçilmezlerinden olan Ortaköy Camisi’ninde mimarı olarak bilinir. 20’li yaşlarda biri için epey zor tasarımlar gibi duruyor.


 

Balyanların devri  Sarkis Balyan’la biter ve Sarkis Balyan bu ailenin en meşhur mimarıdır. Sarkis Balyan’ın Selanik’te basit bir mermer havuz inşa etmesiyle başlayıp saray, cami, köşk, kışla yapımına kadar uzanan 40 yıllık bir mimarlık hayatı vardır.

1866’da babası Garabet Balyan ölünce hassa mimarlığına tayin edilir. O andan sonra döneminin en büyük ve en aranan mimarı olur. Çünkü Sarkis Balyan son derece zarif ve sağlam binaları kısa sürede ve en az maliyetle inşa eder.

Sarkis Balyan, ailenin diğer üyelerinden farklı olarak  ticari aklı daha faal çalışan bir mimardır. Çünkü 1873’te Şirket-i Nafia-i Osmani adlı bir şirket kurar. Bu şirket aracılığı ile kimi demiryollarının imtiyazını aldığı gibi bazı kömür madenlerinin işletme imtiyazını alır. Bu şirket, dolayısıyla bu imtiyazlar onun binaları ucuz maliyetle yapmasına vesile olur. Ailenin diğer üyelerine oranla Sarkis Balyan daha kompleks düşünür. Bu durumda onun çok fazla sayıda bina yapmasına olanak sağlar. Yaptığı birbirinden önemli eserlerden yaklaşık elli tanesi günümüzde hala kullanılır.

Dolmabahçe Sarayı’ndan sonra yapılan  Beşiktaş’la  Ortaköy arasını 1.5 kilometrelik bir anıtsal kordon gibi kaplayan Çırağan Sarayı Sarkis Balyan’a aitdir. Artarda sıralanan sütunlardan oluşan Çırağan Sarayı sönmekte olan bir imparatorluğunun mimari açıdan son parıltısı, son ihtişamıdır. Abdülaziz döneminde yapılan bu saray aynı zamanda da Osmanlının ihtişamlı bir savurganlık örneğidir. 1, 1.5 kilometre ötedeki Dolmabahçe Sarayı varken bu sarayın yapımının hiçbir anlamı yoktur çünkü.

Bu yazının konusu olan en son ki yapıysa yine padişah Abdülaziz’in isteği üzerine Sarkis ve Agop Balyan tarafından yapılmış olan Beylerbeyi Sarayı’dır ki saraya giriş aşağıdaki tüneldendir. Şuana kadar Agop’tan hiç bahsetmedik. Agop,  Sarkis Balyan’ın kardeşi. 1873’te eşi vefat edince derin psikolojik buhranlar yaşayıp ” Herşeyin canı cehenneme” diyerek İstanbul’u terketmiş. Kendini seyahata verip dünyanın dört bir tarafını gezmiş. Aferin Agop’a. Akıllı adammış…

Bu kısa parantezden sonra yeniden saraya dönersek, sarayın yapımı 5 yıl sürer ve 5000 işçi çalışır. İnşaatın hızlı bitmesi için işçilere sık sık mehter marşının çalınması sarayın tarihinde ilginç bir anekdot olarak sırıtıyor. Saraya aşağıda fotoğrafı görülen tünelden giriliyor. Bahçede bulunan  hayvan heykelleri  heykel tarihimiz açısından bir ilk. Heykele uzak duran Osmanlıda ilk defa bir padişah paket halinde heykel sipariş ediyor. Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan çeşitli hayvan heykelleri ve vazolar, Kadıköy’deki Boğa Heykeli hep buradan gitme. Bu saray tam bir devlet konukevi olarak işlev görmüş. Çünkü uluslararası krallık ailelerinden pek çok kişiyi konuk etmiş.

Bu yazı hazırlanırken aşağıdaki kaynaklardan yararlanılmıştır: 

Osmanlının Gayrimüslim Tarihinden Notlar- Saro Dadyan
Osmanlıda Ermeni Aristokrasisi- Saro Dadyan
Batılılaşan İstanbul’un Ermeni Mimarları- Hrant Dink Vakfı yayınları
Sultanın Mimarları Balyanlar, Yazar: Elmon Hançer – Atlas Dergisi, Sayı 177
Tanzimattan Cumhuriyete Türkiye Ansiklopedisi, Cilt 4, Mimarlık maddesi- İletişim Yayınları
Yaşamlarıyla ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi- Yapı Kredi Yayınları
İstanbul Ansiklopedisi- Tarih Vakfı Yurt Yayınları
Osmanlı Padişahları- Reşat Ekrem Koçu

Tüm fotoğraflar şahsıma aitttir. Fotoğraflar ve yazı içeriğinin izinsiz kullanımı dava konusudur.

Bu yaziya 26 yorum yapilmis.

  • Tarihi bir gerçek aydınlığa çıkıyor…’Balyanlar’ mimar değildi…mutlaka oku

    Mimarlık tarihimize ışık tutan araştırmaların sahibi
    Yard. Doç. Dr. Selman CAN:
    ‘BALYANLAR MİMAR DEĞİL, MÜTEAHHİT! ’

    İstanbul’u bir inci tanesi gibi süsleyen bazı saray, köşk, kışla, cami ve devlet dairelerinin mimarı Balyan ailesi değilmiş. Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim üyesi Yard. Doç. Dr. Selman CAN Balyanlar’ın, bilinenin aksine mimar değil müteahhit olduklarını Osmanlı arşivlerine dayanarak belgeledi. Ufuk Ötesi Gazetesi, yaptığı araştırmaları büyük yankı uyandıran Selman Can ile röportaj yaparak bir ilke daha imza atmanın haklı gururunu siz değerli okuyucularıyla paylaşıyor.

    Yazarımız Bayram Akcan sordu, Selman Can Türk Sanat Mimarisine ilişkin yanlış bilinenleri bütün çıplaklığıyla gözler önüne serdi…

    • Kamuoyu sizi Türk Sanat Mimarisi üzerine yaptığınız araştırmalarla tanıyor. Araştırmalarınız sonucunda Batılılaşma döneminde inşa edilen bazı saray, köşk, kışla, cami ve devlet dairelerinin çoğunun mimarının Balyan ailesi olmadığını söylüyorsunuz. Kimdir bu Balyan Ailesi, biraz bilgi verir misiniz…

    Balyanlar, 19. yüzyıl boyunca birkaç nesil halinde Osmanlı imar sektöründe hizmet etmiş Ermeni asıllı bir ailedir. Aslen Kayserili oldukları ve 18. yüzyıl ortalarında İstanbul’a yerleştikleri konusunda bilgiler mevcut. Son dönem yapılarının pek çoğu bu ailenin fertleri tarafından yapıldığı ve “hassa mimarı” oldukları, bütün sanat ve mimarlık tarihi çalışmalarında yer almaktadır. Ancak bizim Osmanlı arşivlerinde yaptığımız çalışmalar gösterdi ki; bu bilgilerin çoğunluğu eksik ve yanlış. Balyanlar esasen mimar değil, müteahhitlik işlevi üstlenmişlerdir. Günümüzde Balyanlar’ın eseri olarak bilinen yapıların asıl mimarları arşiv kayıtlarında yer almaktadır. Bunların bir kısmını tespit ettik. Çalışmalarımız devam ediyor.

    • Mimar olarak bilinen Balyanlar’ın aslında müteahhit olduğunu ısrarla belirtiyorsunuz. Bu konuyu biraz açar mısınız?

    19. yüzyıl içerisinde Osmanlı’da yapılar artık ihale ile açık eksiltme (münakasa) yöntemi uygulanarak “kalfa” adı verilen müteahhitlere teslim edilmekteydi. Son dönem Osmanlı mimarlık sistemi iyi incelenmediği için bu konu anlaşılamamıştır. Sözünü ettiğimiz kalfaların en güçlü sermaye sahiplerinin başında da Balyan ailesi gelmektedir. Yapıların kalfaları/müteahhitleri ile mimarları farklı kişilerdir. Osmanlı’da ilk resmi inşaat şirketi “Şirket-i Nafia-i Osmani” adıyla Balyanlar’a aittir. Üstlendikleri yapılar için düzenlenen kontratlar da onların açıkça müteahhitliğini tescil etmektedir.

    • Osmanlı arşivlerinde yürüttüğümüz çalışmalar sonucu Balyanlar’a atfedilen yapıların bir kısmının gerçek mimarlarını ortaya çıkardınız. Şuana kadar hangi eserlerin gerçek mimarlarını tespit ettiniz?

    Balyanlar’a bağlanan onlarca yapı mevcut. Bunların tamamının gerçek mimarları zamanla ortaya çıkacaktır. Bizim çalışmalarımızda tespit ettiklerimiz arasında şunlar mevcut; Heybeliada Bahriye Mektebi Kirkor Balyan’ın değil, Mühendishane’de 30 yıl hocalık yapmış ve 1827–29 yılları arasında başmimarlık makamında bulunmuş Kırımlı Mahmut Ağa’nındır. Divanyolu’ndaki Sultan II. Mahmut Türbesi Garabet Balyan’ın değil, Mühendis Halim Efendi’nindir. Sarkis Balyan’ın eseri olarak gösterilen Mecidiye Kışlası (Taşkışla) ve Harbiye Mektebi (Askeri Müze) İngiliz Mimar William James Smith’indir. Yine Sarkis Balyan’a bağlanan yapılardan Baltalimanı Sahilsarayı ile Dolmabahçe Sarayı Tiyatrosu İtalyan Mimar Fossati’nin, Yıldız Hamidiye Camii Rum Nikolaki Kalfa’nın, Aksaray Valide Camii İtalyan Montani, Harbiye Nezareti Binası mühendishaneden yetişen Ali Paşa’nındır. Sarayburnu Antrepoları Simon Balyan’ın değil August Jasmund’un eseridir.

    • Osmanlı’nın son başmimarı olan Seyyit Abdülhalim Efendi’nin eserleri de Balyanlar’a mâl edildiğini belirtiyorsunuz. Abdülhalim Efendi kimdir ve eserleri nedir?

    Abdülhalim Efendi Hassa Mimarlar Ocağı içerisinde görev yapan son başmimardır. 1831 yılında bu ocak kaldırıldıktan sonra yerine kurulan Ebniye Müdürlüğü ve daha sonra Ebniye Muavinliği’nin de başında bulunmuş çok önemli bir mimardır. 54 yıllık mimarlık kariyerinde çok sayıda yapıya imzasını atmıştır. Fakat ne yazık ki bizim çalışmalarımıza kadar bunların hiç biri bilinmemekteydi. 1825 yılında Başmimarlığa atanırken; mimaride maharet ve cerbezesi (becerikliliği) bedidardır (meşhurdur) şeklinde övülmektedir. İstanbul Üniversitesi Rektörlük Binası’nın bulunduğu alanda inşa edilen ve Kirkor Balyan’a bağlanan ilk Seraskerlik Binası, yine Kirkor Balyan’a ait olduğu yazılan Eski Çırağan Sarayı ve Rami Kışlası, Senekerim Balyan’ın eseri olarak gösterilen Bayezit Yangın Kulesi, Nikoğos Balyan’ın ismi ile anılan Ortaköy ve Hırka-i Şerif Camileri, Garabet ve Nikoğos Balyan’a ait olduğu söylenen Dolmabahçe Sarayı Seyyit Abdülhalim Efendi’nin eserleridir.

    • Peki Sarkis Balyan’a “mimarbaşı” unvanı verildiği söyleniyor, ne dersiniz buna?

    Sarkis Balyan’ın “hassa mimarı” olduğu ve Osmanlı’nın son başmimarı olduğu bilgisi her yerde kullanılmaktadır. Bu tamamen yanlış bir bilgidir. Bu konudaki iddia sahiplerine şunu sormak gerekir; eğer Sarkis Balyan son başmimar ise kendisinden önceki başmimarın ismi nedir? Pars Tuğlacı, Sarkis Balyan’a Sultan II. Abdülhamid Dönemi’nde 31 Mart 1878 tarihinde bir ferman ile başmimarlık verildiğini belirtse de bu belge bir ferman değil bir iradedir ve verilen “sermimar-ı devlet” unvanı bir kadro unvanı değil, kişisel bir imtiyaz olarak verilmiş bir payedir. Saraydaki özel bağlantıları sayesinde fahri bir unvan olarak verilmiştir. Osmanlı Devleti’nde başmimarlık unvanı Hassa Mimarlar Ocağı’nın 1831’de lağvıyla ortadan kalmış ve bu unvanı taşıyan son kişi de Seyyit Abdülhalim Efendi olmuştur.

    • Peki Araştırmalar neticesinde başka ne gibi bilgilere ulaştınız Balyan ailesi hakkında?

    Balyanlar üzerine yapılan çalışmaların “tek yönlü” bir bakış açısı vardır. Bu nedenle de yanlışı ve eksiği çok fazladır. Yapılan yayınlarda bütün aile fertleri için hassa mimarı tabiri kullanılmaktadır. Hassa tabiri 1831 yılı sonrasında mimarlar için kullanılmayan bir ibaredir. Yani bu tarihten sonraki dönemlerde yaşamış biri için hassa mimarıydı şeklinde bir unvanın kullanılması mümkün değildir.
    Aldıkları eğitim konusunda da oldukça yanlış bilgiler bulunmaktadır. Kevork Pamukciyan, Sarkis Balyan’ın 1855’te École des Beaux-Arts’dan mezun olduğunu belirtmektedir. Oysa bu tarihlerde Sarkis Balyan İstanbul’dadır. 1853’te Sultanahmet’te inşa ettiği bir hanın çatısının çökmesi nedeni ile hapistedir ve babası Garabet’in kefaleti ile bir süre sonra serbest kalmıştır. Ayrıca İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Aygül Ağır’ın École des Beaux-Arts ile yaptığı yazışmalarda da Balyan ailesinin hiçbir ferdinin bu okulda eğitim almadığı açıkça belirtilmiştir.
    Balyanlar hakkında bilinmeyen bir konu da inşaat yolsuzluklarıdır. Osmanlı tarihinin en büyük inşaat yolsuzluğu Balyanlar tarafından gerçekleştirilmiştir. 1871 yılında tamamlanan Çırağan Sarayı’nın müteahhitliğini yapan Sarkis Balyan’a, işçi ve esnafa ait ödemelerin bir kısmını yapmamasından dolayı, 1880 yılında dava açılır. Bu dava ile birlikte diğer inşaatları konusunda da şikâyetler birleştirilerek incelenir. 1886 yılında tamamlanan mahkeme sonucunda Balyanlar’ın üçyüzbin altını aşkın inşaat yolsuzlukları tespit edilir ve bütün mal varlıklarına el konulur. Ancak Sarkis Balyan 1888’de sarayın başdoktoru Mavroyani Efendi’nin aracılığı ile Sultan II. Abdülhamid tarafından affedilir. Bunun sebebini henüz tespit edebilmiş değiliz.
    Balyanlar ile ilgili ilginç bir mesele de Kuruçeşme Adası’dır. Balyan hayranlarının yazdıklarına göre Ada’yı 1874 yılında Sultan Abdülaziz “hediye” olarak Sarkis Balyan’a vermiştir. İşin aslı hiç de böyle değildir. Sarkis Balyan, saraya bir rapor sunarak inşaat işlerinde kullanılan malzemenin üretimi için bir fabrika yapacağını ve bu fabrika için en ideal mevkiin de Kuruçeşme Adası olduğunu belirtir. Sultan II. Abdülhamid, 12 Mayıs 1879’da Kuruçeşme Adası’nı Sarkis Balyan’a tahsis ettirir. Fabrika ile birlikte malların taşınması için adaya bir liman yapılması da yine Sarkis Balyan tarafından taahhüt edilir. Ancak Sarkis Balyan taahhütlerini yerine getirmez ve adaya üç katlı bir köşk inşa ettirerek yerleşir. Kuruçeşme Adası artık “Sarkis Bey Adası” olmuştur. Devlet tarafından da her ne hikmetse adanın tahsis amacı unutulmuş veya unutturulmuştur! Sarkis Balyan, 1899 yılında ölünceye kadar Kuruçeşme Adası’nda yaşar. I. Dünya Savaşı’ndan sonra Şirket-i Hayriye Vapur İşletmesi’ne kiraya verilen ada, 1958 yılında Galatasaray Spor Kulübü tarafından Sarkis Balyan’ın mirasçılarından satın alınarak sosyal tesis yapılır.

    • Selman Can, Balyanların Ermeni olmasından rahatsızlık duyduğu için söylüyor bütün bu sözleri diyorlar, var mı böyle bir rahatsızlığınız?

    Bu konu hemen her yerde dile getirilmekte, çalışmanın içeriğine bakılmadan “ön yargılı” bir tutum sergilenmektedir. Yaptığımız çalışma “bilimsel” bir çalışmadır ve hamasi hiçbir yönü yoktur. Biz, Balyanlar’a atfedilen yapıların tamamının asıl mimarları Türk’tür demiyoruz. Burada eserleri Balyanlar’a mal edilen İtalyan, İngiliz, Alman, Fransız, Rum mimarlardan da bahsediyoruz. Kısacası mimarlık tarihimizin bilinmeyen bir yönü “belgelerle” aydınlatılmıştır. Osmanlı toplumu içinde yer alan bütün unsurlar devlet tarafından ayırt edilmeksizin hizmet için kullanılmıştır. Elbetteki Ermeniler mimarlık alanında görev almışlardır. Ancak son döneme ilişkin bilgiler şuurlu olarak çarpıtılmış ve büyük oranda da kurgulanmıştır. Asıl rahatsızlık duyanlar bu güne kadar Balyanlar’ı, Osmanlı mimarlık tarihinin vitrinine koyanlardır. Ortaya koyduğumuz bilgi ve iddialara karşı da hiçbir cevapları yoktur.

    • Birçok eserin mimarının Balyanlar’a ait olmadığını ve Balyanlar’ın mimar değil müteahhit olduğunu resmi belgelerle ispat ettiniz. Ama bu konudaki yanlışlıklar hala devam ediyor ve bu yanlışlara başta İstanbul Büyükşehir Belediyesi olmak üzere birçok kuruluş ve yazar da alet oluyor. Bu konudaki yorumunuz nedir?

    Türkiye’de ezber bozmak en güç işler arasındadır. Kemikleşmiş yanlışlıkları düzeltmek zaman alacaktır. Biz mimarlık tarihimizin bir döneminin yanlışlıklarını ortaya koyuyoruz. Bütün bunlar ilgili kurumlar tarafından dikkate alınması gerekmektedir. Mimarını tespit ettiğimiz yapılar yeniden tescil edilmeli, bundan sonra yapılacak yayın ve tezlerde aynı hatalar tekrar edilmemelidir. 2010’da Kültür Başkenti olacak olan İstanbul’un idarecileri özellikle mimari anıtların tanıtımlarında aynı hatalara asla düşmemelidirler.

    • Sizi bu araştırmaya iten başlıca neden nedir? Yani niçin böyle bir araştırmaya girdiniz?

    İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nde Prof. Dr. Nurhan Atasoy danışmanlığında yüksek lisans tezi olarak Çırağan Sarayı’nı almıştım. Sarayın tarihi ile ilgili olarak arşivde yaptığım çalışmalar birçok yeni bilginin çıkmasına vesile oldu. Eldeki mevcut bilgilerin pek çok açıdan eksik ve yanlışlığını gördüm. Doktora tezimde de Abdülhalim Efendi’yi araştırdım. Balyanlar’a ait olarak gösterilen yapıların bir kısmının Abdülhalim Efendi’nin olduğunu tespit edince diğer yapılar üzerinde de çalışmalarımı sürdürdüm. Sonuçta Balyanlar’ın mimar değil müteahhit olduğu arşiv belgeleri ile ortaya çıktı.

    • Bu çalışmalarınızı kitaplaştırma gibi bir niyetiniz var mı?

    Bu konu üzerine yazdığım makaleler ile tebliğ ve konferanslarımın genişletilmiş hali olarak bir kitap çalışmam devam ediyor. Kısa bir süre sonra tamamlanacak. Basımı için henüz bir anlaşma sağlamış değilim. Görüşmelerimiz devam ediyor.

    • Birçok tarihi yapının mimarının Balyan ailesi olmadığını belgelerle ispat ettiniz. Bunu açıkladığınızda nasıl bir tepkiyle karşılaştınız?

    Bu konu üzerine çalışmaya başladığım dönemden itibaren sıkı bir takip altındayım. Hemen hemen her yayın ve konferansım Ermeni cemaati tarafından izlenmekte. Siz ne kadar girmek istemeseniz de Ermeniler açısından konunun kültürel ve siyasi boyutu çok önemlidir. Amerika’daki Ermeni Diasporası’ndan aldığım bir tehdit mektubu bu konudaki tahammülsüzlüklerini ortaya koymaktadır. Ama bugüne kadar mesnetsiz suçlamaları, karalamaları ve tehditleri dışında bilimsel bir cevapları yok.

    • Devlet yetkililerinin size bu konu da nasıl bir yaklaşımı oldu?

    Devletin hiçbir kademesi üzülerek belirtmeliyim ki konuya ilgi duymadı ve yakınlık göstermedi. Ama yaptığımız çalışmanın yankıları gün geçtikçe artmakta. Zamanla bu konuya gerekli hassasiyetin gösterileceğine inanıyorum.

    • Bu çalışmayı ne zaman sonuçlandırmayı düşünüyorsunuz? Bundan sonra üzerinde çalışmayı tasarladığınız bir araştırma konusu var mı?

    Doğrusunu isterseniz bu konunun ne zaman tamamen sonuçlanacağını ben de kestiremiyorum. Çünkü arşiv çalışmaları zaman ve yoğun mesai isteyen araştırmalardır. Ama genel hatlarıyla ortaya çıkan bir çalışma olarak görüyorum. İlerde eklemeler olacaktır. Arşiv bir derya ve yüzlerce bâkir konuyu barındırmakta. Son dönem Osmanlı kültür ve sanatı üzerine elimde birçok dosya oluşmuş durumda. Bunları zaman içerisinde yayınlayacağım.

    • Hocam verdiğiniz kıymetli bilgiler için teşekkürlerimizi sunuyoruz. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

    Osmanlı arşivlerinin önemi gün geçtikçe artırmaktadır. Özellikle kültür tarihimiz açısından bilinmeyen pek çok şey, arşiv belgeleriyle ortaya çıkacaktır. Yaptığımız çalışma yakın tarih olmasına rağmen Osmanlı mimarisine ilişkin ne kadar çok eksiğimizin olduğunu ortaya çıkardı.
    Balyanlar meselesi bu güne kadar yanlış bilinmiş ve öğretilmişse, bu arşiv çalışmasının eksikliğinden kaynaklanmıştır. Bu konularda uzmanlaşmış çok sayıda elemana ihtiyacımız var. Eğer bunu yapmazsak birileri boşluğu dolduruyor ve onların yazdıkları kabul görüyor. Sonradan düzeltmek de hayli zaman alıyor. Düzeltilecek çok ama çok şey var diyebiliriz.

    Bayram AKCAN

    Ufuk Ötesi Gazetesi

    NOT: Sevgili Bayram kardeşimi bu çalışmasından dolayı kutluyor gözlerinden öpüyorum. Gazetecilik mesleğinde başarılarının daim olmasını diliyorum.

    Dursun Elmas

    • Bu yazıyı yazmadan önce bu yazıyı okumuştum. Bilgilerde sıkıntılar var. En başta araştırmacının şu soruyu yanıtlaması gerekiyor. Batı mimarisine göre inşa edilmiş yapıları, Batı mimarisi eğitimi almamış olan mimar nasıl yapar? Madem bunları Balyanlar değil de bahsettiği mimarlar yapmışssa bu kişiler mimari eğitimlerini nerede aldılar? Araştırmacı bu soruya yanıt versin ben bilgileri değiştirmeye hazırım. Dikkatinizi çektiyse sadece isim zikrediyor. Bu kişilerin kim olduklarına, nasıl bir mimari eğitim aldıklarına dair herhangi bir bilgi sunmuyor.

  • Yazı mükemmel eklenecek bir isim daha var bağdasar kalfa bu kişi de bir çok esere imza atmış bir isimdir haliç in yapımında emeği çoktur kadıköyde ikamet edip 103 yaşımda vefat etmiştir balyan ailesi ile de beraber bir çok çalışmalarda bulunmuştur

  • yazı çok harika olmuş tebrik ederim bu yazıya az bir hatırlatma yapayım bu eserleri KİM YAPTIRDI ? sorusuna cevap Bu eserler yapılırken avrupadan dolma bahce yi yaparken ilk borc 1954 te 5 000 0000 altın lira alındığını 1976 yılına kadar alınan borc para TOPLAMI 251 000 000 altın lira olduğunu ve bu tarihte 1976 da osmanlının borclarımı ödeyemiyorum diye iflasını ve duyumu ummumiyeyi ilan ettiğini ve bu borcları 1922 de sonra savaştan kolsuz bacaksız bir tarafında öküz diğer tarafına inek veya karısını koşan Türk insanının ve ATATÜRK cumhuriyetinin 1946 yılına kadar ödediğini belirtmek istedim .HAKİKATAN BU GÜZEL ESERLERİ KİM YAPTIRMIŞTI YA YAP DİYENİN Mİ ADI ANILMALI YOKSA PARAYI ÖDEYENİNMİ ADI ANILMALI? ATATÜRK ve genc cumhuriyetin yaptıkları nı anlatırken sizleri gücendirdiysem özür dilerim balyan ailesinin mimarlığınıda saygı ile anarken bircok ermeni kardeşimizin bu ülke için cok güzel eserler kazandırdığını belirtmek isterim Mak MüH MEVLÜT YILDIRIM

  • Neler yapmisiz soyadlarimiz degsmeden once.. Pars Tuglaci’nin Balyan Ailesini tanittigi Osmanli Mimarliginda Batililasma donemi ve.. Kitabi

  • Dalyan Ailesinin özet bilgilerini hazırlayarak geçmişe ışık tutulmasına sebep olan ve güzel eserleriyle bugün de hayranlıkla izlediğimiz yapıların projelendirilmesi ve inşaasında emeği geçen herkese teşekkür ederim. Kıymetini bilelim yapanların da yazanlarında.

  • Gayet araştırılmış güzel bir makale ortaya çıkmış. Elinize sağlık.

    • Teşekkürler Yalçın Bey.

  • Dolmabahçe sarayının italyanlar tarafından yapıldığı yalanına ben de şahit oldum ve milletim adına yerin dibine girecek kadar utandım. Çünkü, bana sıra gelmeden düzeltmesini bir Japon turist yapmıştı. Madem Balyan’lar mütaahit idi, bugün neden verip bir iki mütahhite yaptırmıyorsunuz yeni binalar? Bu kafanızı kuma gömüp, tavus kuşu gibi her şeyi inkar ederek nereye kadar daha yaşayabileceğinizi düşünüyorsunuz?
    Sizin gibi zihniyetler bu ülkeye kusursuz hizmet etmiş ustaları ve sanatçıları kovalayana, onları yurt dışına kaçırana kadar gelişiyorduk. Şimdi Ağaoğlu gibi gerçek beton kafalı mütaahitlerin eline bıraktınız bizler… Mutlu musunuz?
    Bir Tatyos Efendi, bir Balyan, Bir Kemani Serkis efendi, bir Mimar Sinan,Bir Bimen Şen, çıkartabildiniz mi kovaladıktan sonra bu insanları? Siz bir Yorgo Bacanos çıkartabildiniz mi aranızdan ? İnşaatçılarınız Ağaoğlu gibi dallamalar, müzisyenleriniz karı kılıklı, baba parasıyla kral pop a klip çeken lavamatlar. Bugün bile hala dinlediğimiz sevdiğimiz sanatçıların alt yapıları Ermeni.. Onno TUnç olmasa Sezen Aksu olur muydu? Ara Dinkjian olmadan Vazgeçtim denen şarkısı olur muydu? Coşkun Sabah olmadan bugün artık klasik marş haline gelmiş eserler olur muydu? Selami Şahin, Mine Koşan, Ferdi Özbeğenler nedir sanıyorsunuz? Bizeden çıka çıka karı gibi kıçını kıvıran Tarkanlar, ne olduğu belirsiz Serdar Ortaçlar, hala bir parçayı hangi sesten okuyacağını kestirememiş Ferhat Göçerler çıkar…Ha şunu da ekleyeyim, bu sizdeki beyinsiz zihniyet, ŞERİF MUHİTTİN TARGAN’ı da bu ülkeden kaçırmıştır. Amerika adamı PAGANINI ile eş değer sanatçı olarak kabul edip sahip çıkmış.. Bizden ne köy olur ne kasaba, bari iş üreten bu usta insanları küstürmeyelim.. Belki tarihe kalacak birşeyler yapmaya yeniden razı olurlar.

    • Sn. Bulent Ozer: etnik kokeni ermeni olan sanatcilari yuceltecem diya bir yazi yazmaya kalkmissin. Etrafi karaladikca onlarin akligini ortaya cikaririm yazisina donusturmussun. Birilerini karaliyarak; asagilayarak sayginlik kazanilmaz.

  • osmanli ermeni vatandaslar muzik gibi diger guzl sanatlardada ileriydiler.turkiyeyyi terketmeleri bir kayiptir.

  • Üniversite lisans tezimi bu aile ve eserleri üzerine hazırladım ve objektif olarak şunu söyleyebilirim ki balyan ailesi müteahhid olsun mimar olsun oldukça donanımlı bir profil çizmişler.Faaliyet yılları da esas alınırsa imparatorluk bünyesinde gayret sarf eden bir Osmanlı ailesi olarak görmek lazım bugün anakronist bir bakış açısıyla o Ermeni imiş şu Türk imiş diye ayrıma gidilerek yapılan yorumların tamamı sakıncalıdır ve kimseye bir fayda sağlamaz.

  • tahminime gore balyan ailelerinin istanbuldaki son fetrleri 1950 yilinin son aylarinda yurt disina goctuler bakirkoy ebbuzziya caddesindeki dadyan okulunun alt kosesinde (Bilgi sokak) girisinde mermer basamakli saray yavrusu bir bina idi ben o tarihlerde cocuktum balyan esrafini tanimiyorum yanliz semt sakinleri gittikleri icin uzuntulerini belli ederlerdi zaten balyan lar gittikten bir muddet sonra o guzel yapiyi maalesef yiktilar……

  • Üç dört yıl önce Küçüksu Kasrı’nı geziyorum, rehber badem bıyıklı…
    Tanıtımı sırasında ne dese; “Bu binayı Türkler yaptı, Balyanlar onların yanında ustaydı!”
    Pes doğrusu, bu kadarı da olmaz… Elbette müdahale edip gerekli düzeltmeyi yaptım ama nafile…
    Ayrıca o tarihlerde Ertuğrul Günay Kültür Bakanı, ne demeli bilmem ki, kına yaksın!
    Saygılarımla.

  • ya balyanlar ne zaman mimar oldu. onlar müteahhit değiller mi? sipariş verirlen yapı balyanlara ihale eder, onlarda yaptırırlardı. kime yaptırttıkları bilnmediğinden hepsi balyanlara mal ediliyor. Osmanlı Mimarisinden anlayanlar bunu çok rahat anlayayabilir yada öğrenebilirler. kimseyi küçümsemiyorum ama gerçekleride bilelim efendim….

    • Cok dogrusun kardesim, hakikatleri bilmemiz lazim. 1970 senelerinde amator rehber olarak calismis oldugum yerlere 40 sene sonra dondugumde Dolmabahce sarayinin Mimarlarinin BALYANI adli bir ITALYAN ailenin yaptigini soyleyecek kadar curretkar kisilerin rehber olarak calistigini gordum. Acaba hangi hakikatlerin soylenmesini arzu ederdiniz. Yoksa devekusu gibi kafayi kuma gomdugun icin kimsenin durumu gormedigini mi zannediliyor. Unutmayalim ki olsun Avrupa olsun Amerika (Guney veya Kuzey) tum tarihi ve olaylarin gercegini biliyor ve guzel Istanbulumuzu veya Anadolumuzu ziyarete geldiginde zaten butun bilgilere sahip olarak geliyor. Onlara yalnis veya degisik bilgiler verdigimizde tek kazandigimiz sey cehaletimizin derecesini ortaya sunmus oluyoruz. Eger hakikatleri bilmemiz gerekiyorsa bu yoldan ilerledigimiz muddetce kafamizi daha da cok kuma sokmus gibi oluyoruz diye dusunuyorum.
      Saygilarimla Menan

    • Gerçeği bilmediğin kesin kardeş. Bak sana bilmediğin bir şey daha diyeyim Mimar Sinan da Ermenidir.

    • Balyanlar mimar olurken sana haber vermediler mi? AA çok ayıp etmişler! Bu ne cahillik, Balyanların mimarlığı bütün dünya tarafından biliniyor ve kabullenilmiş. İstanbul’a kazandırdıkları eserleri okuyup öğrenin biraz. Ne osmanlı diye ne de İtalyan Balyani diye bunların üstüne yatamazsınız. Bilmediğiniz konularda yorum yapmayın da cehaletiniz belli olmasın.

  • Benim dedelerim yapmış işte soyadımdan da belli arda balyan

    • ben bakirkoyluyum dadyan okulunun alt kosesinde balyanlarin bir evi vardi kapi girisi mermerdendi hatirladigima goresonradan bu bina yikildi balyan ailesi de soylentiye gore yurt disina goctu diye duymustuk arda bey sizin bu aile ile akrabaliginiz var mi?

  • Gerçekten okunurken nefes bile alınamayacak kadar enteresan bir yaz dizisi. Önce Balyan ailesini sonra da bu yazı dizisini hazırlayanları kutlamak gerek.

    • Bu içten yorumunuz için teşekkürler Adnan Bey.

      • Sevgili Ramazan Kardeşim,

        Eğer İstanbul’da doğup büyümüş olsaydınız, İstanbul’a ait kim bilir daha ne kadar çok belge ve bilgi aktarırdınız. Yine de ellerinize, yüreğinize sağlık demekten kendimi alamıyorum. Bu bu yorumumla sakın kompliman yaptığımı düşünmeyin. vesile ile selam ve sevgiler

  • BU YAZIYI DİĞER YAZILAR GİBİ ÇOK AMA ÇOK BEĞENDİM

    • bu ülkede yapı olarak,sanat adına.mimarlık,kalfalık,ustalık adına emeyi olan,eseri olan her insanı kim olursa olsun,saygıyla sevgiyle anıyorum,bizlere ışık tutmuşlardır.

      • Size katiliyorum , lakin bu insanlarin isimleri çok önemli ziira bu ülkeye sadece fayda saglamistir felaket degil bilmeyenler bilmesi gerektiginden saygilar.

Yorum yapmak istermisiniz?

Hazırlamış olduğum bilgi yarışması uygulamasını Google Play'den indirin ▼
------------------------------------------------------

——————————————————-

İstanbul’u eğlenerek öğrenin

———————————————————-

———————————————————–

———————————————————–

————————————————————

———————————————————-

———————————————————-

———————————————————

———————————————————

———————————————————

——————————————————–

————————————————————

——————————————————–

———————————————————

———————————————————–

——————————————————-

———————————————————–

E-mail adresinizi yazın

yeni yazılar posta adresinize gönderilsin
(E-posta adresinize gönderilen linki tıklamayı unutmayın)

——————————————————–

————————————————————

YAZI ETİKETLERİ

———————————————————-

———————————————————

—————————————————————-

Bu sitede emeğe saygı esastır

_______________________________________