İstanbul’u gezmeye karar verişimin net tarihi var. 1 Eylül 2009. Aradan neredeyse 10 yıl geçmiş. Bu 10 yıla çok şey sığdırdım. Çok yer gezdim, çok fotoğraf çektim, çok proje uyguladım. Yazılarım, yayınlarım ulusal ve uluslararası medyada yayımlandı. Sosyal medyada on binlerce kez paylaşılan yazılarım var. Keza, blog yazılarım devam ediyor ve edecek de. Bunun yanında İstanbul uzmanları minik öğrenciler yetiştiriyorum. Çeşitli belediyelerde ekonomik kriz nedeniyle askıya alınan Türkiye kültür ve mirası odaklı, çocukları hedef alan yüksek bütçeli çeşitli projelerim var. Projelerimin devamı gelecek, onların peşini bırakmam. Hayat bazen böyle sürprizler yapabiliyor işte. Bu da benim şanssızlığım olsun.

Geri kalan 10 yılda İstanbul’a dair eksik kalan bir nokta var: İstanbul’un dünya mutfağını keşif.

Periyodik aralıklarla okuldan dört öğretmen arkadaşla İstanbul’un etnik lezzet duraklarını keşfetmeye başladık. Bunun da net başlangıç tarihi var: 1 Ocak 2019

İstanbul’un lezzet duraklarıyla ilgili hemen tüm yayınları okudum. Ama Kadıköy’de benim gitmeyi tercih ettiğim yerler bu kitaplarda yoktu. Kitaplardaki çoğu duraklar birbiriyle aynı. Bazılarına gittim, beğenmedim. Kadıköy’de Rıhtım Caddesi’nin bir sokak üstünde yer alan Balıkçı Lokantası, bu kitaplarda yok mesela. Oysa terbiyeli balık çorbası, kırlangıç ve iskorpit güveçi, fener kavurması bir harikadır. Yine Rıhtım Caddesi üzerinde yer alan Özer İşkembe Salonu’nun işkembesi, kelle paçası, damardanı ve tuzlaması çok çok iyidir. Oysa bu kitaplarda Özer İşkembe Salonu da yer almaz.

Kitap eleştirilerimden sonra nihayete gelebilirim.

İstanbul’un dünya mutfağını keşif serüvenimizin açılışını 1 Ocak’ta Kadıköy’de bulunan Cantine by Mezedaki’de yaptık. Burası Rum mezeleri ile ünlü. Rum mutfağını keşif için yeterli bir mekan değil. Zaten öyle de bir iddiası yok. Menü, genel restoran menüsü ile 10-12 çeşit Rum mezesi hariç hemen hemen aynı. Ortamı iyi ama. Güzel bir akşam yemeği için ideal.

Dün (8 Şubat 2019) ise Türkmen mutfağını keşfedelim dedik. Kadıköy’de Türkmen yemekleri yapan Fiççi House’daydık. Şöyle bir menüye bakayım dedim. Ne var, ne yok? Menüde yer alan lezzetlerin çoğunu ilk defa orda gördüm. Lokantanın sahibiyle biraz Türkmen mutfağı üzerine konuştuktan sonra, yemeklerimizi söyledik. Lagman, buhar mantısı, pilemen, Türkmen pilavı, fiççi ve patlıcan salatası. Tatlı olarak da medovik ve napolyon. Bunların hepsini tek tek yemek mümkün olmadığından ortaya söyledik. Herkes kendi servis tabağına istediği kadar aldı. Böylece çok farklı sayıda lezzeti tatmak mümkün oluyor. Aynı zamanda çok da ekonomik oluyor. Toplam hesap 93 lira tuttu. Kişi başı 25 lira bile değil.

Ben pek mantı sevmem. Dolayısıyla gittiğim restoranlarda mantı sipariş etmek gibi bir huyum yoktur. Ama buhar mantısı bir harikaydı. Bundan sonra Kadıköy’de canım mantı çekerse gideceğim bir yer artık var. Pilemen ise mantının kaynatılmış hali. Normal, bildiğimiz mantı işte. Haliyle benlik bir şey yok. Geçelim.

Fiççi House’nin asma çorbası meşhur. Lokanta görevlisi ilk olarak çorbayı tavsiye etti zaten. Çorbada tekli iri kemik bulunduğundan az çorba servisi yapmıyorlarmış. Bir porsiyon söylesek, diğer lezzetlere pek yer kalmayacağından bir dahaki sefere sipariş ederiz dedik. Sonuçta Kadıköy sürekli gittiğimiz yer. Hayat devam ettiğine, Türkmen mutfağı da kaçmadığına göre sorun yok.

Lagman, etli ve sebzeli bir tür yemek. Yemeğin altında komple makarna bulunduğu için ekmeksiz yenebiliyor. Bu haliyle pratik ve oldukça doyurucu bir tür yemek olmuş. Sanıyorum içine ekşi katıyorlar. Ben öyle tat aldım. Hayır katmıyorlar diyecek olana da itirazım yok. Sonuçta gurme değilim. Benden gurme olur mu? Bilmem, olmaz herhalde. Sadece kendime göre tavsiye edebileceklerim var, edemeyeceklerim var. Lagmanı, tavsiye edilebilecek listeme alıyorum.

 

Türkmenlerin etli pilavları zaten meşhur. Gidildiğinde muhakkak söylenmeli. Biz akşam vakti gitmiştik. Onun için olsa gerek pilav taze değildi. Pirinçleri kuruydu. Gittiğinizde pilav taze mi diye sorarsanız iyi olur. Öğle vakti giderseniz muhtemelen sorun yaşamazsınız.

Fiççi, bir tür kıymalı börek. Kıymayı farklı bir şekilde baharatlıyorlar olsa gerek. Tadı güzeldi. Kahvaltıda çayla beraber güzel gider. Hamuru kızarmış olursa bence daha iyi olur. Bir daha ki sefere gittiğimde fiççinimi muhakkak kızarmış söylerim. En alasından çıtır çıtır.

Patlıcan salatası da ekşiliydi. Beğendim. Peki, oraya gidince illa yenilmesi mi gerekiyor? Bence hayır.

Bir tür ballı kek olan ve Rus pastası namıyla meşhur medovik, yemek üzerine yenilebilecek bir tatlı değil. Lezzetli ama kuru. Porsiyon olarak da gayet büyük. Yine bir tür sütlü tatlı olan napolyon da sanıyorum Rus mutfağına ait. Eee, yaklaşık yüzyıl Rus yönetimi içinde yer alınca mutfaklar da böyle birbirine karışıyor. Her ikisini de Fiççi House’a gidildiğinde çayla yenilebilecek tatlılar listeme alıyorum.

Haftaya Cuma, Özbek mutfağını keşfediyoruz. Mekanımız Kadıköy Söğütlüçeşme’de bulunan Afsona Restaurant.

 

Yorum yapmak istermisiniz?

———————————————————–

————————————————————

———————————————————-

———————————————————-

———————————————————

———————————————————

———————————————————

——————————————————–

————————————————————

——————————————————–

———————————————————

———————————————————–

——————————————————-

———————————————————–

E-mail adresinizi yazın

yeni yazılar posta adresinize gönderilsin
(E-posta adresinize gönderilen linki tıklamayı unutmayın)

——————————————————–

————————————————————

YAZI ETİKETLERİ

———————————————————-

———————————————————–

———————————————————

———————————————————-

Yazıların ve fotoğrafların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

————————————————————–

Bu sitede emeğe saygı esastır