İstanbul’un yangınları, dünyada bir benzerine az rastlanan dramlar yaratmıştır. Tarih, bu amansız düşmana “ejderha” adını veriyor.

İstanbul’da cehennemler yaratan bu ejderha yedi başlı değil, bazen ateşler saçan yirmi yedi başlıdır. 1500 lerin başlarından 1900 lü yılların ortalarına kadar yaklaşık 40 kez sahneye çıkan bu ejderha, İstanbul’un yarısını yakıp yok etmiş ardında binlerce evsiz, yüzlerce ölü beden beden bırakmıştır.

Her yangın her yerde muhakkak bir trajedi yaratır. Ama İstanbul’da konakların ahşap yapılması, üstelik bu konakların cadde ve sokaklarda sıkış tepiş yan yana olması yaşanan trajediyi yüzlerle binlerle çarpmış, ardında yüzlerce binlerce trajik hikaye bırakmıştır.

Tarih boyunca İstanbul’da gerçekleşen yangınlardan; yer yer kulağa küpe olacak, yer yer içimizi acıtacak 7 hikaye.

Kızıl Bayram

Yangınların ekseriyetle çıktığı yer Cibali’ydi. Öyle ki Cibali’ye bu yüzden “Uğursuz Cibali” bile denmişti. 1780 de çıkan yangın Cibali’de çıkan yedinci büyük yangındı ve İstanbul’un neredeyse yarısını yakıp kül etmişti.

Ramazan ayının on üçünde bir perşembe günü  Mavnacı Ali adlı bir kayıkçının evinde çıkan yangın, kısa zamanda Aşıkpaşa’ya ulaşmış buradan iki kola ayrılmıştı. Kollardan biri Fener’e diğeri Küçükmustafapaşa ve Fatih Camisi’ne kadar ilerlemişti. Fatih Türbesi’nin de ciddi zararlar gördüğü ve 36 saat süren yangında Saraçhane, Atpazarı, Unkapanı, Zeyrek komple yanmıştı.

1780 yılının Ramazan Bayramı, İstanbul’un fethinden sonra yaşanan bayramların en neşesizi oldu ve Kızıl Bayram olarak tarihe geçti.

Bu uğurda ölenler şehit olacak

Osmanlı’nın türbeye verdiği değeri biliyoruz. Günümüze kalmış bazı türbeler var ki insanlar canları pahasına korumuşlardır. Unkapanı’nda bulunan Horoz Dede Türbesi ve Yavuz Er Sinan’ın mezarı bunlardan biridir.

1734 de Mustafa Ağa adlı zengin birinin evinde başlayıp tüm Unkapanı’nı saran yangında, Horoz Dede Türbesi ve Yavuz Er Sinan’ın mezar taşları ateşin ortasında kalmıştı. Her ikisi de İstanbul’un fethinde bulunmuş kişilerdi ve halk katında oldukça önemli isimlerdi.

Hocalar, “bu uğurda ölenler şehit olacak” diyerek türbenin ve mezarın korunması yönünde halkı yönlendirdiler. Sonuçta, yangında evleri yananlar, türbe ve mezarı korudular. Bugün bu türbe ve mezarı hala Unkapanı’nda görebiliyorsak onların azmi ve bilinci sayesindedir.

Ateşe atılan Rum meyhaneci

1746 da bir meyhanecinin dükkanında başlayan Samatya Yangını’nda yüzlerce ahşap konak kül olmuştu. Bu yangında, yangına bir şekilde maruz kalan herkes ağır bedeller ödedi ama en ağırını Rum meyhaneci ödemişti.

Yangını duyunca hemen Samatya’ya gelen devrin yeniçeri ağası, yangının nereden başladığını sormuştu. Rum meyhanecinin dükkanında başladığını öğrenince, meyhanecinin hemen aranıp bulunmasını emretmişti. Yeniçeriler arayıp tarayıp korkudan tir tir titreyen meyhaneciyi bulmuşlardı. Meyhaneciyi sakinleştirmek için “Seni bizim ağamız çağırdı, sana yeni bir meyhane kurdurtacak” demişlerdi. Biraz sakinleşen meyhaneci ağanın huzura çıkmış, Ağa, yanıp kül olmuş evleri göstererek ” Bre mel’un. Bu felaketin sebebi kim?” diye sormuştu. Meyhaneci “ağam, paşam” diye kendini savunmaya çalışmıştı ama nafileydi. Ağa, “Sus yezit. Söylemeye ne hak ararsın” demiş ve eklemişti. “Atın şunu ateşe!”

Meyhaneci yanan bir evin önünden geçerken, halk da galeyena gelmişti. “Ulan yezit, mel’un. Günahından mahalle yanıyor. Tiz ateşe gir.”

Yeniçeriler meyhaneyi ateşe girmeye zorlarlamışlar ama meyhaneci haliyle girmemek için direnmişti. Fakat adamcağızın vücudu onu ateşe zorlayan yeniçeri mızraklarının ucuyla kan revan içinde kalmıştı. Dram, bir yeniçerinin meyhaneciyi belinden kavrayarak ateşe atmasıyla son buldu.

Camide yanan çoban

18. yüzyılda çobanın biri namazını, Beşiktaş’ta bulunan Abbasağa Camisi’nde kılmak istemişti. Camide o an ondan başka kimse olmadığına göre muhtemelen sabah vaktiydi. Beşiktaş Aşıklar Meydanı’nda Doğramacı Kirkor Efendi diye birinin evinde çıkan yangın kısa zamanda büyümüş Abbasağa Camisi’ni sarmıştı. Çoban, gürültüleri duymuş ama kulak kabartıp namazını terketmemişti. Namazını bitirdiğindeyse iş işten çoktan geçmişti.

44 ev ve 10 dükkanı küle çeviren, tarihe Beşiktaş Yangını olarak geçecek yangının göbeğindeydi. Camide bağırmış, kimseye sesini duyuramayınca caminin birinci kapısına doğru dumanların arasına kendisini fırlatmıştı. Yüzlerce kişinin önünde ateşler arasında yanarak can vermiştir.

Ceride-i Havadis bir hafta çıkmamıştı

Ceride-i Havadis Gazetesi, basın tarihimizin ilk özel gazetesi olarak bilinir. 1840 yılında yayın hayatına başlayan bu gazete bir çok ilki gerçekleştirmiş ilk dış haberler muhabiri, ilk savaş muhabirimiz bu gazete bünyesinde çalışmıştır.

Bir çarşamba gecesi saat beşte başlayan Hocapaşa Yangını’nda, ateş kısa zamanda beş on kola dağılmış, 27 mahalleyi yok etmişti.

Ceride-i Havadis Gazetesi’nin çalışanlarının çoğu, en kibarların oturduğu semt olarak bilinen Hocapaşa’da oturuyordu. Yangında, semtte bulunan evlerinin hepsi yanmıştı. Bu nedenle gazete bir hafta çıkmamıştır.

İlan tarihimizin en güzel ilanı

27 mahalleyi yok eden Hocapaşa yangınında yaralanmış, evleri yanmış, sahiplerini kaybetmiş 70 kedi bir imdat Mahmutpaşa Medresesine sığınmışlardı. İlk etapta kedileri seve seve kabul eden medrese sakinleri, bir zaman sonra bu duruma bir son vermek istediler. Ama kedileri kapı dışarı etmeyi hiç düşünmediler. O vakit yayınlanmakta olan Ceride-i Havadis Gazetesi’ne şöyle bir ilan verdiler. Bu ilan, tarihimizde hayvan sevgisine dair mükemmel bir örnektir.

” Allah bir dahasını gösterip de insanların kalplerini üzüntü ve göz yaşına boğmasın. Geçenlerde alevleri gökyüzünü bulan büyük yangında sahiplerini kaybetmiş  yaralı ve topal yaklaşık 70 kedi medresemize sığınmıştır. Odalarımızda birer ikişer misafir ediyoruz. Fodla yemedikleri için gece gündüz miyavlayarak ciğer istiyorlar. İmaretten alınan pilavlardan da veriyoruz. Ama yine de çoğu aç bilaçtır. Allah saklasın bunlarda  bir kere üreme başlarsa artık biz medreseden çıkıp buraya kedilerin yerleşmesi lazım geleceğinden dolayı; bu civarda evi yanmış olup da kedisini kaybeden veya kedisi olmayıp da kedilere sevgisi olan kişilerin bir kere gelip teftiş ve muayane ederek beğendiği kedileri almaları rica edilir.”

Mahzende boğulan 16 kişi

Eski İstanbul evlerinin bazılarında demir kapılı mahzenler bulunurdu. Yangın sırasında ateşten kaçamayanlar bu mahzene saklanırlar, yangından kurtulurlardı. Bu sefer tam tersi olmuştu.

İstanbul’u kasıp kavuran yangınların en büyüklerinden biri kuşkusuz 1870 de gerçekleşen Büyük Beyoğlu Yangını’ydı. Bir Fransız’ın kiralık oturduğu evde çıkan yangın İstiklal Caddesi, Tarlabaşı ve Taksim civarını komple yakmıştı. Yanan ev sayısı 3 binden fazlaydı.

Ateş Kirkor Efendi adlı birinin evinin civarındayken, evde bulunan 16 kişi yangından kaçamamış, evin mahzenine kendilerini kapatmışlardı.

Ateş, Kirkor Efendi’nin evini yalayarak geçtikten sonra mahzeni açanlar 16 kişinin cesediyle karşılaştılar. Dumandan boğulmuşlardı.

Yorum yapmak istermisiniz?

Hazırlamış olduğum bilgi yarışması uygulamasını Google Play'den indirin ▼
------------------------------------------------------

——————————————————-

İstanbul’u eğlenerek öğrenin

———————————————————-

———————————————————–

———————————————————–

————————————————————

———————————————————-

———————————————————-

———————————————————

———————————————————

———————————————————

——————————————————–

————————————————————

——————————————————–

———————————————————

———————————————————–

——————————————————-

———————————————————–

E-mail adresinizi yazın

yeni yazılar posta adresinize gönderilsin
(E-posta adresinize gönderilen linki tıklamayı unutmayın)

——————————————————–

————————————————————

YAZI ETİKETLERİ

———————————————————-

———————————————————

—————————————————————-

Bu sitede emeğe saygı esastır

_______________________________________