Haliç kıyısında Balat’a doğru giderken kıyısında bucağında hiçbir yapının olmadığı, park içinde adeta yalnızlığı mahkum edilen bir kiliseyle karşılaşırsınız. Eğer bir de mevsimlerden baharsa ve topraktan laleler, ağaçlardan çiçekler fışkırmaktaysa bir kilisenin yanı başında değilde bir düş ülkesinin kıyısında olduğunuzu sanırsınız.

Aslında çokta yanılmazsınız. Hem tarihiyle gerçek bir yapının hem de efsanesiyle bir masalın yanı başınızdasınızdır.

Efsaneye göre Bulgarlar 19. yüzyılda bir kilise yaptırmak isterler. Osmanlı der ki: Olmaz. Bulgarlar biraz ısrar edince Osmanlı kabul eder, ama bir şartla: “Bir ayda yapılsın.”

Ve Bulgarlar hemen haber salarlar anayurtlarına. Hummalı bir çalışma başlatırlar , bir ayda kiliseyi taştan yapamayacaklarından kalıplara dökülen demiri tercih ederler. Parçaları gemilerle İstanbul’a getirip monte ederler. Böylece bir ayda inşa edilir Bulgar kilisesi Haliç kıyısına.

Bu, işin hikaye kısmı. Bir de tarih kısmı var yani gerçeği.

Çağ milliyetçilik çağıdır haliyle dinsel referansların milliyetçiliğin gerisinde kaldığı çağdır. Bulgarlar kendi dillerinde ayin yapacakları bağımsız ve milli bir kilise isterler. Çünkü o zamana kadar Fener Rum Patrikhanesine bağlı olup ayrı bir cemaat olarak tanınmamaktadırlar ve ayin sırasında kullanılan dilden (Rumca) hiçbir şey anlamazlar.

Fener Rum Patrikhanesi doğal olarak Bulgarlar’ın bu isteğine karşı çıkar. Çünkü kendisine bağlı bir cemaati kaybedecek, siyasal alanda biraz daha güçsüzleşecktir. Tarihin milliyetçilikten yana esen rüzgarları Bulgarların arkasında olduğundan, Bulgarlar Osmanlıdan ilk izni koparırlar:

1850 de Bulgar Eksarhlığı (önderliği) açılır böylece.

  

Eksarhlığın tam karşına da ahşap bir kilise yaparlar, adını da Sveti (aziz) Stefan koyarlar.

On yıl sonra da artık Fener Rum Patriğini dini önder olarak kabul etmeyeceklerini deklare ederler. Kendi kiliselerini yaptıkları için gerek kalmamıştır artık. Tahmin etmek zor değil,Fener Rum patriği olanlar karşısında çileden çıkar ve 1872’de Bulgarları aforoz eder. Bulgarlar önemsemez tabi, çünkü çağın gereği Bulgarların önderi Bulgarlardır, Fener Rum Patrikhanesi’nin devri kapanmıştır artık.

Uzun süren bir mücadeleden sonra şu an gördüğümüz kilise yapılır. Aynı yerde yapılan ahşap kilisenin (Sveti Stefan ) adıyla 1898’de ibadete açılır. Şu an Haliç kıyısında görenleri zerafetiyle büyüleyen kilise, tarihinde böyle bir mücadele ve özgürlüğün hikayesini barındıran bir kilisedir.

Geldik kilisenin neden demirden yapıldığı kısmına. Masalda kilisenin 1 ayda inşa edildiği söylenir, ama kilisenin inşası 1,5 yıl sürmüştür. Kilisede bütün dış cephe, yan duvarlar, pencere kenarları, merdivenler, kabartmalar, çan kulesi neredeyse hemen hemen her şey inanması çok güç ama demirdendir. Bu yüzden Demir Kilise olarak da bilinir. Bildiğim kadarıyla da dünyadaki tek demirden kilisedir.

Hiçte az olmayan birileri kilise arazisinin kıyıda bulunmasından dolayı zemine güvenilmediğini  ve zeminde bir problemin çıkması durumunda kilisenin sökülüp başka bir yere inşa edilmesi için demirden yapıldığını söylerler. Bu düşünce mantıklı görünmekle beraber çağı gözardı etmektedir.

Oysa insan içinde bulunduğu çağın kodlarına göre düşünür.

Aynı yıllarda Paris’te göklere olanca heybetiyle uzanan Eyfel Kulesi de demirden yapılmıştı. Çağ demirin mimaride kullanıldığı çağdı ve demir modern olmanın, çağı yakalamanın bir tür alemet-i farikasıydı. Kilise çağın ruhunun Haliç’e  demirden bir elle ve olabildiğince zarifçe işlenmesinin şık bir özetidir.

Görmek isteyene: Bulgar Kilisesi Fener’le Balat arasında ki Mürsel Paşa Caddesi’nin Haliç’le buluşan kenarında bulunmaktadır.

Bu yaziya 1 yorum yapilmis.

  • Sevgili Ramazan Kardeşim,
    Muhtelif zamanlarda ya sanal ortamda, ya da telefonla görüşmelerimiz bir vakıadır. Hatta Kuzguncuk yamaçlarındaki köşkün gezilmesine yardımcı olacağım vaadinde de bulunmuştum.
    Haliçteki kilise ile ilgili bilgilerini heyecanla okudum. Daha önceleri meşgul olduğum kitabımla ilgili bilgiler aktarmıştım. Ancak bu aktarımda Sveti Stefan kilisesinden bahsetmemiştim. Vesile oldu da sana bu konuda kitapçıkta yer verdiğim bu kilisenin hikayesini bir mail mesajı ile sana göndereceğim. Anafikir olarak senin bilgilerinle benimkiler arasında bir benzerlik var. Ama sen daha derinlere giderek daha detaylı olarak anlatmışsın. Ellerine yüreğine sağlık diyorum.

    Sevgilerimle
    Adnan Erdoğdu

Yorum yapmak istermisiniz?

Hazırlamış olduğum bilgi yarışması uygulamasını Google Play'den indirin ▼
------------------------------------------------------

——————————————————-

İstanbul’u eğlenerek öğrenin

———————————————————-

———————————————————–

———————————————————–

————————————————————

———————————————————-

———————————————————-

———————————————————

———————————————————

———————————————————

——————————————————–

————————————————————

——————————————————–

———————————————————

———————————————————–

——————————————————-

———————————————————–

E-mail adresinizi yazın

yeni yazılar posta adresinize gönderilsin
(E-posta adresinize gönderilen linki tıklamayı unutmayın)

——————————————————–

————————————————————

YAZI ETİKETLERİ

———————————————————-

———————————————————

—————————————————————-

Bu sitede emeğe saygı esastır

_______________________________________