ilk istanbullular 3

 

İnsanın ilk serüveni 2,5 milyon yıl önce başlayıp günümüzden 12-13  bin yıl öncesine kadar sürmüştü. Ruhu çıplaktı o zamanlar. Saf ve masumdu. Ahlaktan, dinden, siyasetten ve en önemlisi de mülkiyetten muaftı. Bilmiyordu daha o zamanlar sınır nedir, mülkiyet nedir, sahip olmak nedir, hırsızlık nedir, üretmek nedir, biriktirmek nedir?

Yerleşik hayata geçmediği için mağaralarda yaşıyor, avcılık ve toplayıcılık yapıyor, doğayla kıyasıya mücadele ediyordu. Kah yeniyordu doğayı vahşi bir hayvanı avlayarak; kah yeniliyordu vahşi bir hayvanın öğle yemeği olarak.

Günümüzden 8-10 bin  yıl önce bu oyunu bozdu insan. Bir devrim oldu bir an. Ve değişti her şey.

Devrimcilerin 8 bin yıllık ayak izleri

O an’a kadar doğa için insan sıradan bir canlıydı. Aslan gibi, kurt gibi, ağaç gibi, ot gibi sıradan bir canlıydı. Doğa için insan diye bir canlı yoktu hatta. Neden olsun ki? İnsan da tıpkı diğer canlılar gibi doğanın ürettiklerini tüketmekle meşguldu. Üretmiyor, doğaya bir şey katmıyordu.

Ama insan, 8-10 bin yıl önce mağara kovuklarını bırakıp yerleşik yaşama geçmekle sadece göçebelikten yerleşik hayata geçiş yapmadı, milyon yıllık kaderini de değiştirdi. Toprağı işlemeye başladı. Toprak ananın bire bin veren bereketinden yararlanmaya başladı. İnsan, üretmeye başladı.

Toprağa bire on bire yirmi bire kırk veren buğday ekmeye başlamıştı artık. Toprağını da ambarını da zenginleştirmeye başlamıştı.

Yetmemişti ama. Tarımsal üretimini artırmak için saban gibi tarımsal aletler icat etmeye başlamıştı. Böylece hem tarımsal üretimi geliştiriyor hem de teknolojiyi ilerletiyordu. Teknik, mekanik bilgisi gelişiyor, doğaya hükmetmeye başlıyordu. İcat ettiği sabanla milyon yıldır ona hükmeden doğanın bağrını kazması, parçalaması tesadüf değildi herhalde. Bir bildiği vardı insanın.

Küçük küçük köyler artan tarımsal üretimle beraber ilkel ticaret biçimleri yapmaya başlıyor, derken köy büyüyor kent olma yoluna doğru evrilmeye başlıyordu.

Ayrı ayrı odaları olan düzenli evler ilk olarak bu dönemde yapılıyordu.  Artık insan yaşayacağı mekanı tasarlıyor, yaşayacağı yere şekil veriyor, müdahale ediyordu. Öyle ki artık ölülerini yerleşim yerleri dışlarına gömmeye de başlamışlardı.

Yerleşim yerlerinin etrafına sur duvarları yapıyor ve bu duvarları derin hendeklerle çevreliyorlardı. Bu duvarların yapılması şu açıdan çok önemliydi. Artık insan ortak emek gücünü kullanmaya başlamış bu da  ileri düzeyde toplumsal örgütlenmeleri oluşturmaya başlamıştı. Biz bugün bu toplumsal örgütlenmelere devlet diyoruz, hukuk diyoruz, din diyoruz, güvenlik teşkilatı diyoruz, bürokrasi diyoruz.

Fitili ateşlemişti Neolitik devrim. Artık insanı ilerleme yönünde hiç bir şey durdurumazdı. Durduramadı da…

Tarımsal üretim stok yapacak kadar artınca, ambarlarda bekleyen buğdayları not etme ihtiyacı doğacak, bu da yazının icadını zorunlu kılacaktı. Dilden dile dolaşan efsanelerin yazıyla kil tabletlere kaydedilmesi edebiyatı ortaya çıkaracak, devlet işlerinin kaydedilmesi ise tarihi ortaya çıkaracaktı. Ticaretle beraber köyler büyüyüp kent olacak, kentler devletleri yaratacaktı. Yeni yeni bilimler, felsefeler peyda olacak insan mimari de doruğa ulaşacaktı. Uzaya çıkacaktı…

Neolitik devrimciler

Adına “Neolitik devrim” denilen yeryüzünün ilk ve en büyük devrimiydi bu olup biten.

Uygarlığın köküydü. Alfabesiydi. Kendisiydi Neolitik devrim. Tek kelimeyle uygarlık demek Neolitik devrim demek.

Yukarıdaki fotoğraf, tam da bu devrimin içinde yaşayan bu devrimi yaratan Neolitik insanlarının ayak izlerine ait.

Onlar bu muazzam değişimin yaratıcısıydılar ve İstanbulluydular.

Neolitik dönemde, vani günümüzden 8000 yıl önce  İstanbul’un coğrafyası bugüne oranla epey farklıydı. Marmara Denizi, bugünkü deniz seviyesinden 15-20 m. daha aşağıda. Neolitik yerleşim ise denizden birkaç kilometre uzakta, bir dere ve bataklığın yanındaydı. Gönümüzden yaklaşık 12.000 yıl kadar önce su seviyelerinde oluşan büyük değişim sonucu o zamanlar bir göl olan Marmara’ya doğru denizlerden su akışı başladı. Bu sular yaklaşık 6.800-7.000 yıl önce Yenikapı’ya ulaştı ve bu sebeple de Neolitik köydeki yerleşim terk edildi.

Binlerce yıl denizin dibinde kalan Neolitik köy, vanındaki bataklığın koruyucu bir tabaka oluşturması sonucu günümüze kadar kısmen de olsa gelebildi. Mimari kalıntılar bizlere insanların oval veya dörtgen bir plana sahip konutlarda vaşadığını bunların taşlarla desteklenen ahşap direklerden meydana geldiğini, duvarların ise çamur sıvalı dallardan oluştuğunu gösteriyor.

Yukarıdaki ayak izleri bu Neolitik köyde yaşayan insanlara ait. Bu adımlar belki bir günde belki de farklı zamanlarda atılmış adımlar. İnsan düşünmeden edemiyor. Nereye gidiyordu bu insanlar? Bu adımları niçin atmışlardı? Tarlalarını ekmeye gidiyor olabilirler miydi? Toprağı habire işleyerek  Neolitik devrimi alttan alta körüklüyor olabilirler miydi? Ayaklarını bastıkları yer Neolitik devrimin anavatanı olan tarım topraklarının yanıydı çünkü.

Peki, attıkları adımın 8 bin yıl kalacağını tahmin edebilmişler miydi?

Ayak izlerinin esrarı

Saklı Limandan Hikayeler sergisinde 4 tanesi sergileniyor ama gerçekte 390 adet olan bu ayak izleri 2011 yılında Marmaray kapsamında Yenikapı’da yapılan arkeolojik kazılarda deniz seviyesinden 8.2 metre aşağıda ortaya çıkartıldı.

8 bin yıl önce belki bir grup insan belki de farklı zamanlarda farklı insanlar çamura ayak basmışlar, ayak izleri de zamanla kuruyup kalıp haline gelmişler. Ayaklarını bastıkları yerin hemen yanında bir dere yatağı varmış. Bu dere yatağı bir sel sonucu taşınca kurumuş ayak izlerinin üzerini sarı deniz kumuyla örtmüş. Onun üzeride daha sonra kat kat örtülmüş. Balçık kil olduğu için dere kumuyla karışmamış böylece ayak izleri kalıp gibi bozulmadan günümüze kadar gelebilmiş.

Ayak izlerinin bulunduğu yer olan Yenikapı’dan kaldırılıp koruma altına alınması epey meşakkatli bir süreç sonucu olmuş. Her ayak izi ölçülmüş, fotoğraflanmış, çizimleri yapılmış. ‘Yürüyen kişinin sırtında yük var mı, ağırlığı neydi, çıplak ayakla mı basmış, izler kaç bireye ait?  Bu gibi detayları tespit etmek için antropolojik çalışmalar yapılmış. Ayak izlerinin bulunduğu toprak, çeşitli kimyasallarla sertleştirilip ardından üzerine silikon dökülmüş. Silikon donduktan sonra alandaki görüntüsünün pozitifi alınmış olmuş. Daha sonra metal kasalar hazırlanıp, tek tek ayak izleri uygun ebatlarda o kasalar çakılarak kaldırılmış. Müzede de konservasyon işlemine alınmış. Daha sonra kaldırılan bütün ayak izleri sergileneceği müzede alandaki hali gibi birleştirilmiş ve sergilenmiş.

Saklı Limandan Hikayeler Sergisi

Yenikapı Batıkları’ndan çıkarılan arkeolojik bulguların sergilendiği “Saklı Limandan Hikayeler” sergisi 25 Aralık 2013 tarihine kadar Arkeoloji Müzeleri’nde gösterimde. Sergi oldukça zengin. Bu zenginliğin hakkını bir günde verebilmek zor görünüyor. Birkaç kere gitmekte yarar var.

ilk istanbullular 4

Not: Saklı Limandan Hikayeler sergisi ile ilgili diğer izlenim hikayeleri aşağıdadır. Mavi linklere tıklayın.

İzlenim 1:  Bin yaşındaki Bizanslı hatun

İzlenim 2: Fotoğraf ve hikayesi

İzlenim 4: Türkler tütünü severler bostanda da içerler

Yorum yapmak istermisiniz?

Hazırlamış olduğum bilgi yarışması uygulamasını Google Play'den indirin ▼
------------------------------------------------------

——————————————————-

İstanbul’u eğlenerek öğrenin

———————————————————-

———————————————————–

———————————————————–

————————————————————

———————————————————-

———————————————————-

———————————————————

———————————————————

———————————————————

——————————————————–

————————————————————

——————————————————–

———————————————————

———————————————————–

——————————————————-

———————————————————–

E-mail adresinizi yazın

yeni yazılar posta adresinize gönderilsin
(E-posta adresinize gönderilen linki tıklamayı unutmayın)

——————————————————–

————————————————————

YAZI ETİKETLERİ

———————————————————-

———————————————————

—————————————————————-

Bu sitede emeğe saygı esastır

_______________________________________