The sad story of a Greek primary school

The sad story of a Greek primary school

We all know the Fener Greek High School. Alrigth, do we all know the Maraslis Greek Primariy School? I'm sure, ...

Fotoğraf ve Hikayesi Kategorisindeki Makaleler

Osmanlının İstanbul’daki gözüdür Adalet Kulesi. Ve adaletin buradan yani padişahın makamından yani Topkapı Sarayı’ndan dağıtıldığının simge-i şahanesidir. Cihan İmparatoru Osmanlı koyar son noktayı: “Adaleti ben dağıtırım. Kulesi de budur. ” Adalet Kulesi- Topkapı Sarayı

Mesnevihaneler Mevlana’nın Mesnevi’sinin öğretildiği mekanlardı. Fener Rum Lisesi’nin hemen arkasında bulunan Mesnevihane yaklaşık 150 yıl önce, içinde mesciti, türbesi, çeşmesi, su haznesi, tevhidhanesi, derviş hücreleri, kütüphanesi, şadırvanı, cümle kapısı, mutfağı, selamlık dairesi bulunan  bir külliye olarak yapılmıştı. Ne yazık ki zamanımıza camisi, türbesi ve çeşmesi haricinde hiçbir şeyi ulaşamadı. İstanbul’un bu en ünlü Mesnevihane’sinin cami cemaati haricinde bahçesinde küçük misafirleri […]

Kaş yapayım derken göz çıkarmakla meşhuruzdur. Surları onaralım derken yeni surlar yaptık. Kimbilir belkide böylece 20. yüzyılda sur yapanlar olarak tarihe adımızı yazdırdık. Aferin bize.                                                                       […]

Osmanlının inşa ettiği en büyük iki kışladan biriydi Selimiye Kışlası. Diğeri Taksim’deydi. Dört bir tarafını dolanan kubbeleriyle Doğu’nun bu en görkemli kışlasını gezi parkı yapmak için hem de hiç acımadan yıktılar. Ve şimdi, bir çift aşık yıkılmayanı izlemekteler. Belki de aşkın şarhoşluğuna daldılar da, ne izlediklerini bilmemekteler…                           […]

Biri yol kenarındadır. Diğeri camdan bakar. Birinin yaşı bir asra yakındır. Diğerinin birkaç asra. Birinin sıcacık, güvenli bir yuvası vardır. Diğerinin ne çeşmesi vardır, ne kitabesi ne de onu restore edecek bir eli.   Hamiş: Camdan bakan ihtiyarı tanımam. Ama yol kenarında, üzerine levhalar çakılmış ihtiyarı çok iyi tanırım. O, İstanbul’un kendisiyle beraber aynı kaderi paylaşan yüzlerce çeşmesinden biridir. İstanbul’un […]

Biri bugün. Diğeri dün. Biri 40 yaşında. Diğeri 6×40. Birinin derdi bir vefat, belki de parasızlık. Diğerinin derdi vefasızlık, kendine olsa gam yemez,  koca tarihe olan vefasızlık…

Benim Osmanlı mezarlıklarına özel bir ilgim var. Çünkü bu mezarlarda tarih desen tarih var, sanat desen sanat var, doku dersen doku var, ne kadar ironik olsa da hayat desen hayatta var. Birkaç yıla  kalmaz İstanbul’daki Osmanlı mezarlıklarının seceresini çıkaracak ve fotoğrafın altın kurallarına sadık kalarak fotoğraflayacağım. Bu fotoğrafı dün Nakkaştepe Mezarlığı’nda çektim. Fonda Boğaziçi köprüsü var. Ad olarakta “Yaprakların Ardındaki […]

Adı Ahmet. Fransız Dilive Edebiyatı mezunu olduğunu söyleyince çok şaşırdım. Şaşkınlığım, haydaa’sı bile eksik olmayan bir şaşkınlıktı. Ne Fransızca öğretmenliği, ne tercümanlık, ne de rehberlik yapıyor. Hacı yağı olarakta bilinen  bir koku satıcısı o. Çünkü huzuru bu mekanda buluyor. Atalarının, değerini bildiklerinin mekanında. Sultan Beyazıd-ı Veli’nin meydanında. Beyazıt Meydanı’nın yaşlı, yaşlı olduğu kadarda heybetli ama artık budanmış atkestanesinin altında.

O öve öve bitiremediğimiz hoşgörümüzün engin ve derin fotoğrafıdır bu fotoğraf. Bir zamanlar İstanbul sokaklarında Ortodoks papazlar dini kıyafetleriyle dolaşıyorlar, evden kiliselerine ya da kiliselerinden evlerine, belki kahveye gidiyorlardı. O kadar hoşgörülüyüz ki! bu fotoğrafı nostaljinin içine hapsettik. Geçen zaman içinde bir tane bile bırakmadık. 

Nice seyyah geldi gitti  İstanbul’a, nerdeyse hepsi de ortak bir noktada birleşti:  “Osmanlının mezarlığı muhteşemdir. ” Hatta İstanbul’a birkaç kez gelen ünlü Fransız edebiyatçı Gerard De Nerval İstanbul’da Boğaziçi’nden, saraylardan, köşklerden, sokaklardan  daha fazla mezarlıkları beğendi. Osmanlıda her bir mezartaşı bir sanat abidesidir.  Öyle ki devrin tüm sanatsal  üslupları taş işçiliğinden tutun hat sanatına, manzum biyografisinden tutun başlıklarına kadar bir […]

Çilekler ikiye ayrılır: Çakma olanlar ve gerçek olanlar. Çakma olanları yılın her mevsimi jelatine sarıp sarmalanmış bir halde bulabilirsiniz. İçine ne enjekte ettilerse artık bayağı bir kırmızıdır, ağzı sulandırır. Gerçek olan ise toprağında, mevsiminde yetişendir. Kırmızısı abartıya kaçmayandır. Kokusu, ruhu sarıp sarmalayan bir kıvamdadır. İstanbul’a has bir damak tadı olan Arnavutköy Çileği gibi… Mayıs ayının son haftasındayız. Çilekler yavaş yavaş […]

Kent fotoğraflarında 100 yıl önce 100 yıl sonra serileri değişeni vurgulamak için yapılır. Ama, söz  konusu Bizans mirası olunca 100 yıl önce de 100 yıl sonra da hiçbir şey değişmiyor bu topraklarda. Aşağıdaki iki fotoğraf arasında 100 yıl fark var. Fotoğrafların birini 2011 yılında ben çektim, diğerini ise muhtemelen 1900’lü yılların başında  Eugene Dalleggios. İki fotoğrafında merkezinde bir Bizans sütun  başlığı var. Birinde sütun […]

” Mezarlıkları onarmak Türkiye’de adet değildir ve bu anıt taşlar ince, uzun ve genellikle silindirik olduklarından dolayı, bir süre sonra dikey durumlarını terkederek her istikamete doğru eğilirler. Bu da mezarlıklara yabanıl ve olağanüstü bir görüntü verir.”  (Seyyah Francis Marion-Crawford’un 1890’larda İstanbul adlı kitabından alıntıdır)

Sayfalar:«12

———————————————————–

————————————————————

———————————————————-

———————————————————-

———————————————————

———————————————————

———————————————————

——————————————————–

————————————————————

——————————————————–

———————————————————

———————————————————–

——————————————————-

———————————————————–

E-mail adresinizi yazın

yeni yazılar posta adresinize gönderilsin
(E-posta adresinize gönderilen linki tıklamayı unutmayın)

——————————————————–

————————————————————

YAZI ETİKETLERİ

———————————————————-

———————————————————–

Yazıların ve fotoğrafların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

————————————————————–

Bu sitede emeğe saygı esastır