Çocuklarla Osmanlı sarayları sohbetleri projesi vesilesiyle Erkam Radyo’nun konuğuydum

Çocuklarla Osmanlı sarayları sohbetleri projesi vesilesiyle Erkam Radyo’nun konuğuydum

6. sınıf öğrencilerimle bu yıl gerçekleştireceğim tarih ve kültür odaklı proje olan "Çocuklarla Osmanlı sarayları sohbetleri" vesilesiyle Erkam Radyo'da Fahri ...

Nisan, 2018 Tarihli Makaleler

Sebiller, Osmanlının yol kenarlarında merhameti imlediği yerlerdi. Çünkü Osmanlı insanı buradan dağıtılan  sularla serinlerdi. Kandil ve bayram gibi mübarek günlerde ise  bal ve şekerden yapılmış  şerbetlerle ağzını şenlendirirdi. Bu sebil Yemen ve Tunus fatihi Koca Sinan Paşa’ya ait. Koca Sinan Paşa fatihliği dışında  küçük işlerle uğraşmayı da kendini iş edinmiş bir paşa. Bu yüzden tarihi karakter olarak Koca Sinan Paşa’yı […]

  Bu gezi, öğrencilerin paket tur programına dahil edilip  paketlenerek , kimi tarihi mekanlara servis edilmesinden  farklı bir gezi. Herşeyden önce tur programı olağandan oldukça farklı. Gezimiz dündü (29 Aralık 2011). İlkönce şans yanımızdaydı desek abartı yapmış olmayız. Yaklaşık 10 gündür  hava epey kasvetliydi İstanbul’da. Bugün hariç. İlk durağımız Ayvansaray’dı. Bu durakta İstanbul surlarının üçlü savunma hattından oluşan  yapısından, burçlardan,  sur […]

  Bu biletin önyüzünde benim şans numaram var. Ardında bir kadının mücadelesi var. Nimet Abla’nın mücadelesi. Nimet Hanım’ın kocası İsmail Efendi  piyango bileti bayisidir. Ama batırır epey gelir getiren gişesini. Bunun üzerine de Nimet Hanım der ki  kocasına: “İsmail, bu kadar parayı nasıl batırdın, bak ben bu işi yapayımda gör”

Bir yudum su için arı, musluğun içine girdi. Amacı belliydi: “Hayatı yudum yudum içmekti.” Hem de canı pahasına. Çünkü, suyun gürül gürül gelmesi ve  minik bedenini alıp götürmesi an meselesiydi. Ama su hayattı. Candı. Kimi zamanda canı alandı. Ve su gürül gürül akmaya başladı. Arı belki de sudan bir an önce kaçmayı başardı. Belki de minik bedenini sel suları kaptı. Arının başına ne geldi bilmiyoruz. Ama bu şık  musluğun […]

1917  Sovyet Devrimi’nin önderlerinden Troçki, 1929’la 1933 arasında İstanbul’da kalmıştı. Büyükada’da, kendine tahsis edilen bir konakta 4 yıl mütavazi bir şekilde yaşamıştı. Kâh balık tuttmuşu, kâh dünya basınına konuşmuştu, kâh kitap yazmıştı. Belki deli dolu değildi ama 4 yıl adamakıllı yaşamıştı. Troçki’nin İstanbul’daki yaşamının yer yer renkli yer yer de siyah beyaz detayları diğer yazımın konusu olacak. Şimdilik iki noktayı […]

  Sahibi bu köşkü yaptırdığı zaman daha 22 yaşında tıfıl bir delikanlı. Haliyle  köşkü alınteriyle yaptırmamış. Delikanlının dedesi tam 11 yıl Şeyhülislam’lık yapan Üryanizade Ahmet Esat Efendi. Padişah Abdülhamit, şeyhülislama Kuzguncuk sırtlarındaki bu arsayı hediye edince, o da torununa  hediye etmiş ve torun Mahmut Cemil Efendi’de 1885’de  bu köşkü yaptırmış. Tabi para, baba  parası. Sonra torun  olmuş, Cemil Molla adıyla meşhur. Ama bu meşhurluk anasının ak sütü gibi helaldir, […]

Bir edebiyat ve İslam aşığıdır Mehmet Akif. Yeniden ürken, eskininse görkemli bir hayranıdır. Bir devlet memuru, bir veterinerdir. Üstelikte bu alanda okulu birincilikle bitirecek kadar iyidir. Anadolu’nun, Rumeli’nin, Arnavutluk ve Arabistan’ın bir çok bölgesini bulaşıcı hayvan hastalıklarının tedavisi için dolaşır. Bir yandan devlet memurluğu yapar, Bir yandan okur, Bir yandan yazar, Bir yandan öğetir. Çünkü İstanbul’da, Hem veterinerlik dairesi müdür yardımcılığı yapar, Hem […]

  Son dönemdeki popüler adıyla Pargalı İbrahim Paşa Camii. Martıya simit atan kızın iki kolunun arasında. Cami 1536’da Pargalı tarafından yaptırılmış. 2. Mahmud dönemindeyse  yenilenmiş. Daha sonra bir yangın geçirince 1913’te  sıfırdan yeniden yapılmış. Haliyle eski halinden eser kalmamış. Tarihi olarak da adından başka pek bir kıymet-i harbiyesi kalmamış. İki şey hariç. Sivri kemerli pencereler Ve alt katta bulunan yaklaşık […]

Mimar Sinan’ın Mihrimah Sultan’a aşık olduğu fikri tarihin romantik yazarı İskender Pala’nın iddası. Söyler söylemez de idda birçok kişi tarafından gerçekmiş gibi sahiplenildi. Bu aşk, tarihe meraklı epeyce kişi yazdı. Hatta “İki  camii arasında aşk”  adında  romanı bile yazıldı. Malum bizim millete böyle şeyler lazım. “Aha da şu şuna aşıkmış…Hurraaaa! ” Üsküdar’daki Mihrimah Sultan Cami çok karanlıkken, Edirnekapı’daki Mihrimah Sultan Cami aşırı aydınlıktır. Romantizmin esrarlı […]

Ayasofya’ya girdiğinizde sizi etkileyecek onlarca şey vardır ama, ikisi derinden  etkiler. Biri, sonsuzluk hissi veren ve sonlu olan sizleri yarattığı bu hissiyatla ezen kubbesidir; diğeri de Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin yazdığı 7.5 metreyi bulan boyuyla, bu sonsuzluğa yakışan devasa hat  levhalardır. Bu hat levhaları devasa. Çünkü, harf kalınlığı 35 santimetre, bir harfinin büyüklüğü yaklaşık  3-4 metre. Bu boyutuyla İslam dünyasının en büyük hat […]

180 derece açıya sahip bu panoramik fotoğraf, Mimar Sinan’ın 3 yılda yaptığı ama bizim 10 yılda restore etmesini beceremediğimiz  Mihrimah Sultan Camii’ne ait. Kanuni ve Hürrem’in kızı olan Mihrimah Sultan, Mimar Sinan’a  iki  cami yaptırmıştı. Bu camilerden biri Üsküdar’da diğerini de Edirnekapı’dadır. Fotoğraf  Edirnekapı’da olanına  aittir. Bu cami, inanılmaz derecede aydınlıktır ve havası kırmızımtıraktır. Çünkü 161 tane pencereyle aydınlanmaktadır. Bunun içinde Mimar Sinan’ın en aydınlık camisi […]

İki meleğin arasından sırıtan şeytan kılıklı bu adama iyi bakın. Çünkü bunu buraya yaptıran adama da, bu binaya da tarih aynen böyle sırıtmış. Nasıl mı? Çok parası varmış çook. Bir tavlası varmış, zarı elmastan  kesme, tahtası zümrütlerden ve yakutlardanmış. Sırf  lüfer avlamak için ortası olta sarkıtmak için delinmiş, özel bir yat bile yaptırmış. Namına yakıştıramamış demek ki kayıklardan, vapurlardan balık avlamayı ya da sıradan adamlar […]

Eğer abartıysa bana ait değil. Malum ben bir elçiyim. Ve elçiye zeval olmaz. Usta hattatlarımızdan Sami Efendi diyor ki, ” Bir daha böyle  bir taş yazacak adamın alnını karışlarım”. Ben ise hat sanatından pek anlamadığım için ancak şöyle söyleyebilirim: ” Gittim, gezdim, gördüm. Çok güzel.” Bunca övgüden sonra gelelim fotoğrafını paylaştığım yazının niteliğine. Sülüs, bir yazı (hat) çeşidi ve ucu 2-3 milimetre […]

Aynı boyutta onlarca çelik borudan oluşarak, göğe dimdik uzanmaktan başka hiç bir fiziki özelliği yok. Şöyle bir bakıp geçenler, derinliğini bilmeyenler için hepsi bu işte: Bir yığın çelik boru. Peki bir de şöyle düşünseniz  nasıl olur. Bir tarafa, Cumhuriyetin 50.yılını, Cumhuriyetin kalkınmacı modernleşmeci iddiasını ve Beyoğlu’nun o ünlü karmaşasını koyun. Diğer tarafa da, para kazanmak için yapmak zorunda kaldığı heykelleri öğrencilerine “gözünüz kirlenmesin” diye göstermeyen, sadeliği ön plana çıkartan, ve […]

Bu motif günümüzde sadece İsrail Bayrağı olarak biliniyor. Hatta kimi zaman bulunduğu yerlerden İsrail Bayrağı diye kazınıyor. Oysa bu motif  aynı zamanda  İslami bir motif. Bilginin değil de dinsel şövenizmin egemen olduğu bir toplumda pek de yadırgamamak gerek aslında. Bu motife  cami duvarlarında,  mezar taşlarında, türbelerde sıklıkla rastlayabilirsiniz. Yeter ki bakacak gözünüz, bilecek bir zihniniz, gezecek bir azminiz olsun. Dinsel […]

Tam da burda soluklanırlarmış. Ellerinde çiçekler, nefes nefese kalırlarmış. Kimler mi? Bu binayı yaptıran Beyoğlu’nun ünlü zenginlerinden olan Hristaki’dir. Hristaki 24 dükkan üzerine 18 daire yaptırır 1876’da. Dairelerin olduğu kısma “Cite De Pera” der. Dairelerin altında bulunan dükkanların olduğu bölüme ise kendi adını koyar: “Hristaki Pasajı” 1908’de binayı Sadrazam Sait Paşa alır. Pasaja bu kez de Sait Paşa Pasajı derler. 1917’de Kızıl Ruslar’ın devriminden kaçan Beyaz Ruslar’ın […]

Minarenin alemini  İslamı temsilen her zaman hilal süsler. Bu minarenin aleminde ise hilal yok. Hokka ve kalem var. Minare bu özelliğiyle İslam dünyasında tek. Minare, Defterdar Nazlı Mahmud Çelebi Camii’ne ait. Camiyse Eyüp’ün Defterdar semtinde. Tahmin edebileceğiniz gibi Defterdar adını bu camiden alıyor. Nazlı Mahmud Çelebi  Kanuni Sultan Süleyman’ın baş defterdarı. Yaklaşık 10 yıl bu görevi yapmış. Son nefesini verdiğindeyse hala defterdarmış. Nazlı Mahmud  Çelebi’nin asıl meziyeti bu devlet […]

MÖ 411’de  Atina ile Sparta savaşırlar. O zamanların  İstanbul’u olan Bizantiyon savaşta Spartalıların tarafında yer alır. Ama savaşı Spartalılar kaybeder . O çağın şartlarına göre Atinalıların kenti yağmalaması gerekir. Ama Atinalılar kenti yağmalamaz. Boğaziçi’ne  giriş ve çıkışları kontrol altına almak ve bunu ticari bir gelir kaynağı haline getirmek daha çok işlerine gelir. Bu nedenle Salacak açıklarında ki kaya parçalarının üzerine bir gümrük istasyonu kuruverirler. Ve Salacak açıklarındaki küçük […]

Hazırlamış olduğum bilgi yarışması uygulamasını Google Play'den indirin ▼

—- —– —— ——

İstanbul’u eğlenerek öğrenin

———————————————————-

———————————————————–

———————————————————–

————————————————————

———————————————————-

———————————————————-

———————————————————

———————————————————

———————————————————

——————————————————–

————————————————————

——————————————————–

———————————————————

———————————————————–

——————————————————-

———————————————————–

E-mail adresinizi yazın

yeni yazılar posta adresinize gönderilsin
(E-posta adresinize gönderilen linki tıklamayı unutmayın)

——————————————————–

————————————————————

YAZI ETİKETLERİ

———————————————————-

———————————————————–

———————————————————

———————————————————-

Yazıların ve fotoğrafların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

————————————————————–

Bu sitede emeğe saygı esastır